Kalp Gözünü Allah’ın Sırlarına Açmak

Bismillahirrrahmanirrahim. Elhamdülillahi Rabbül âlemin. Vesselatü vesselamü ala seyyidina Muhammedin nebiyyil ümmi ve ala alihi ve sahbihi ve sellim.

Hz. Resulullah (s.a.v) hakkında nazil olan bir hadisi kudsi vardır: “Ey Resul! Sen olmasaydın kâinat namına, mahlûkat adına cennet cehennem namına hiçbir şey yaratılmazdı. Senin var oluşun bunların var oluşuna bir manada sebebiyet vermiştir.” Peygamberlik nazil olduğunda, halk İslamiyete erdiğinde, o dönemin sahabesi diyebileceğimiz Kureyş toplumu, kız çocuk ile müjdelendiğinde yüzleri simsiyaha bürünen bir toplumdu. Her doğan kız çocuğunu diri diri gömebilecek, İslamiyetken uzak, insafsız, gaddar, zalim bir toplumdu. Arap Yarım Adasında günde bin tane çukur açılır, her baba doğan kız çocuğunu bir müddet besler veyahut doğar doğmaz kendi eli ile kazdığı çukurun içerisine atıp, diri diri gömerdi. İslamiyet’ten uzak, en ufak bir meselede kan dökebilen, kadına hiçbir hak tanımayan, kadının ruhu var mı yok mu tartışmasını yapan, elli çeşit puta tapan, bin bir zulmet içerisinde boğuşan, böylesine bir toplum; Hz. Resulullah’ın (s.a.v) bulunduğu bir mecliste, o manevi atmosferi bilmekle kalp ve ruhların birden harekete geçmesi ile bin bir tiryakisi olduğu bütün örf ve adetlerinden kemalâtın en yüksek zirvesi sayılabilecek, bütün cihanı idare edebilecek, akıllara terbiye verebilecek bir seviyeye yükseliyorlar.

Onlar bu seviyeye Peygamber Aleyhisselamın sohbetine girmekle ulaştılar. Ancak sohbetine dâhil olan da vardı, istifade edemeyen de vardı. Hz. Resûlullah’ın (s.a.v) akrabası olan, ona en yakın Ebu Leheb, Ebu Cehil gibi insanlar Hz. Peygamber’den (s.a.v) hiç istifade edemediler. Çünkü istifade edebilmenin şartı; halisane bir gönül ile bir şeye takılıp kalmadan tabi olmaktır. Bu her dönem yaşanmıştır. Mesela; Şeyh Abdülkadir Geylani döneminde belki en yakın insanlar istifade edememiş, ama en uzaktaki insanlar çok daha istifade etmişlerdir. Hz. Resûlullah (s.a.v) döneminde; Yahudi kökenli olanlar, biz Arap olan bir şahsiyetten istifade etmek istemiyoruz diyerek kabul etmemişlerdir, bu bir şeye takılıp kalmaktır. O dönemin papaz âlim kesimleri ümmi olan yani okuma-yazması olmayan biri gelip de bize nasıl peygamberlik, muallimlik yapabilir diye kabul etmediler. Başkaları Abdülmuttalib’in torunu nasıl olur da peygamber olabilir, Abdülmuttalib’in torunundan ben istifade edemem, diyerek kibirlerine yenik düştüler.

Cenab-ı Allah’ın rahmeti, onun birlik ve vahdaniyetini ispat edecek deliller sağanak sağanak insanların üzerine yağsa bile, o deliller bütün insanları boğsa bile tekebbür olanlar, kibirli, gaddar olanlar bu nimetten istifade edemezler. Bu düşüncelere takılıp kalmayanların Cenab-ı Allah gözlerindeki perdeyi kaldırır.

İstifade edebilmenin ikinci şartı; edep içerisinde olmaktır. Hz. Peygamber’in (s.a.v) sohbetinde bulunmuş bir sahabe, İslam ve Kuran’ın Hz. Peygamber’in (s.a.v) büyük mucizelerinden bir tanesidir. Çünkü böyle bir toplum bin bir zulumattan, içki ve diğer mesul olduğu bütün şeylerden birden bire sıyrılıp, bütün cihanı idare edebilecek bir kıvam sergilemesi İslam’ın mucizesi olarak görülüyor. Hz. Resulullah’tan (s.a.v) sonra gelen, peygamber varisi olan, Alimu Rabbaniler bu görevi üstlenir. Mesela Seyda-i Tağî (k.s) Nurşin’e ilk gelip, hizmete başladığı zamanlarda suikasta maruz kalıyor. Oranın hâkimiyeti elinde bulunan ağa veyahut beyler hâkimiyetin sarsılmaması adına Seyda-i Taği’yi öldürme teşebbüsünde bulunuyor. Öldürülme tehdidinden, Seyda-i Tağî (k.s) iki, üç ay evden çıkamıyor fakat sadakat, ihlâs ve samimiyetle yılmadan hizmet etmeye başlıyor ve böyle bir toplum içerisinde; bütün dünyayı idare edebilecek, akıl, zekâ, feraset, maneviyat ile insanları yetiştiriyor. Çok kısa bir sürede böyle bir zulümatın yaşandığı dönem içerisinde böyle bir hizmet sergiliyor. Oğlu Hazret de (k.s) hakeza âlem-i İslam içerisinde tedrisat ile hizmeti dünyanın üç kıtasına ulaştırıyor.

Bugün bu sohbetleri de böyle bilmek gerekir. Bu sohbetler Sâdât-ı Kirâm’ın sohbetleridir. Onların mevzu bahis edildiği yerde, onların söylemelerine binaen hazır bulundukları ifade ediliyor. Mesela Seyda-i Taği (k.s) “ Bir araya gelip de ilim sohbetleri etmeyenlere hayret ediyorum. Sohbet edildiğinde hakikatte sohbet edilen yer Hz. Ali’nin evidir. Sohbet sırasında kendilerine hizmetkâr olan manen onlara su dağıtan Hz. Hızır’dır.” der. Hakikatte bu böyledir ancak insanın dünya gözü bunu göremeyince idrak edemiyor. Çünkü gözümüz, kulağımız, burnumuz dünyayı görmek, dünyayı hissetmek, maddeyi görmek ve algılamak adına verilmiştir. Fakat maneviyat adına ise kalp, ruh, lefaitler Allah için verilmiştir. İnsan bu tür sohbetlerde gözüyle belki hiçbir şey görmez, kulağa belki hiçbir şey gelmez ama biraz kendi kalbine yönelirse bazı şeyleri hisseder. Bu aynı şuna benzer: hilafetli bir ruh, Kur’an okur Kuran’ın neyi kastettiğini, manasını bilmez ama o esnada ruhta bir hafiflik olduğunu hisseder. Büyüklerin olduğu mecliste ise durum aynen öyledir. Göz görmüyor, çünkü göz maddeyi görmek için tasarlanmış, kulak maddeyi, akıl hakeza ama maneviyatı algılamak ise insan içerisinde bulunan hissiyatların açığa çıkması ile olabilir. Bazıların kalbinde ruhları müsaittir. O tür meclislerde ahiret tarafından esen rüzgârı hissederler. Büyük bir evliyanın bulunduğu yerde de ahiret tarafından esen rüzgârı hilafetli ruhlar hisseder. Hissetmenin şartı ise biraz o esnada rabıtaya dalmak, konsantre olmak, tek bir noktaya yoğunlaşmaktır. Gözün kapalı olması lazım, kulak tıkalı olması lazım, zihnin kapalı olması lazım. Çünkü bunlar kapalı olduğu zaman kalp gözü, kalp idraki, kalp kulağı açılır. Cenab-ı Allah bu sohbette herkese istifadeyi nasip eylesin inşallah.

Hilafetli ruhlar bu kudsiyetten elbette istifade ederler. Ama unutmamak lazım ki Cenab-ı Allah böyle bir hilafetli ruhu da boş olan bir insana vermiyor. Hizmetkâr olanlara veriyor. Çünkü hizmetkâr olanlar Cenab-ı Allah’ın ilmi neferleridir. Bugün aranızda kendini hizmete vermiş olanlar hâl, hareket, yüzündeki mimik ile kemâlâtı görülür. Bu insan hizmeti ile akşamdan sabaha kadar namaz kılandan bazen çok daha fazla istifade eder. Hadisin ifadesine binaen “Tek bir insanı dahi Allah ile buluşturmaya vesile olan şahıs bin tane deveyi sadaka vermekten çok daha hayırlıdır.” Kalbi buluşturulması gereken zat ile buluşturana Allah öyle bir mükâfat veriyor ki, o insan bin tane deveyi sadaka verirse o aldığını alamıyor. Çünkü insan Allah katında çok daha fazla kıymet arz ediyor. Onun için hizmet noktasında bugün Nurşin meşrebi üstünde bunu kendimiz için büyük bir fırsat bilmemiz lazım. Kaçırılmayacak bir ahiret bileti olarak görmemiz lazım. Çünkü böyle kudsi bir tezgahta manevi tezgahta, Cenab-ı Allah’ın yer verdiği şahıslara baktığımız zaman hep ehl-i velayete verilmiş, hep ehl-i ilme verilmiş. Mesele öyle olunca bugün ki durduğumuz yer böyle büyük bir kudsiyet kazanır. Seyda Fadlullah Hazretlerinin, Hazret’in (k.s) namıyla hareket ettiğimiz öyle bir konum oluşuyor. Böyle düşününce konumun ne kadar kudsi olduğunu insan belki o zaman idrak ediyor.

Edep çok önemlidir. İnsanı Allah’a ulaştıran vesileler içerisinde en değerli, en kudsi olan vesile muhabbet duygusu ile kastedilen vesiledir. En büyük vesile muhabbettir. Muhabbet bir bütünü ile Allah sevgisi için hazırlanmış olur. Muhabbet Allah’a verildiği takdirde ne şeytan, ne nefs, ne de riya kesinlikle bu sevgiye karışamaz. Çünkü Allah muhabbeti öyle bir şekilde tasarlamış ki neye verirseniz verin, o esnada ona kilitleniyorsunuz, onun dışında gözünüz kör oluyor, kulağınız sağır oluyor. Mesela Hz. Resullullah (s.a.v) dünyayı bir leşe benzetiyor. Ona koşan onu isteyen şahısları da kelbe benzetiyor, köpeğe. Fakat biz işin içine muhabbeti katınca o leşin kokusunu hissetmiyoruz. Bilakis hâl bellekte kalıyor. Şimdi bazıları vardır; nahoş davranışlar yapıyor, zulüm ediyor, milletin hak hukukuna belki tecavüz ediyor. Peki, bundan niye zevk alıyor? Çünkü Allah’a verilmesi gereken duyguyu, Allah’a ulaştıran o duyguyu dünyaya veriyor, o tarafa veriyor. Muhabbetin tasarımı da şu şekildedir. Neye verirseniz o gözünüzde çok güzel, bütün noksanlıkları kapatıyor, kulakları tıkatıyor, burnu kapatıyor, gözü kapatıyor nahoş bir koku oluşuyor. Dolayısıyla o insan altmış yıllık bütün ömrünü dünyaya ait olmakla, sabahtan akşama kadar dünyanın peşinden koşmakla geçiriyor. Ona kölelik yapmasına binaen hiçbir şekilde mahzun olmuyor, bilakis haz alıyor.

Hakiki aşk ve muhabbet Allah’a verildiği takdirde nefs ve şeytan insana en ufak bir vesvese veremiyor. Allah kulunun kendisine ulaşabilmesi için peygamberler gönderiyor. Ayetin ifadesince insana “Siz beni zihninizde tasarlayamazsınız, renk veremezsiniz, bana şekil veremezsiniz, siz beni aklınızda canlandıramazsınız, algılayamazsınız. Ancak dünyadaki icraatlarımla beni biraz tanıyabilirsiniz. İşte dünyanın bütün güzelliklerini görün, o benden kaynaklanıyor. Annenin çocuğuna olan şefkatini görün o benden kaynaklanıyor. Ancak icraatımla benim kim olduğumu benimseyebilirsiniz. Ama zihninizde canlandıramazsınız. Ama gönderdiğim elçilere muhabbeti verirseniz, o benim elçim olduğundan dolayı o kendi eliyle sizi zaten bana ulaştırır.”

Allah’a karşı muhabbet beslemek istiyorsanız, Allah’ın ayeti kerimesinde “Peygamberime uyun!” buyuruyor, “iktida edin!” buyuruyor. İktida ederseniz Allah da sizi sever. Çünkü hayal dahi edemediğiniz bir varlığa muhabbet verilemiyor. Onun için Hz. Peygamber (s.a.v) “Benden sonra peygamber gelmeyecek ama benim yerime geçecek, benim namımla konuşacak Alimu Rabbaniler varislerimdir.’’ diyor. Muhabbet onlara verilirse onlar direk bana, sonra Allah’a sizi ulaştırır. Tasavvuf bu şekilde geliyor. Onun için tasavvuf prensibinde muhabbet en büyük duygu olarak görülmüştür.

Büyüklerin sohbeti olduğunda gözler kapatılır, başlar eğilir, bir rabıta içerisinde tek bir noktaya kilitlenme, yoğunlaşma gerekir. İnsanın istifadesi için bu gerekir çünkü bu yolun büyükleri “Bizim sukutumuzdan, susmamızdan menfaat görmeyenler söylemlerimizden de menfaat göremez.” demişlerdir. Demek ki sohbet sırasında rabıta ile gözlerin kapatılmasıyla, başın öne eğilmesiyle ve bir noktada yoğunlaşarak şöyle bir beklenti içerisinde olmak lazım: “Tam bu esnada Allahu Teâlâ’nın rahmeti üzerimize sağanak sağanak yağıyor.” İstifade edebilmek adına büyüklerden çok yardım dilenir. Meseleyi öyle algılamak lazım. Allahu Teâlâ din dünyanızda yardımcınız olsun inşallah.

Seyda Alameddin (k.s.)

  • tarihinde oluşturuldu.

Nurşin.com | 2025 | Tüm Hakları Saklıdır.