Kalp Hanesini Açık Bırakmak
Bismillahirrrahmanirrahim. Elhamdülillahi Rabbül âlemin. Vesselatü vesselamü ala seyyidina Muhammedin nebiyyil ümmi ve ala alihi ve sahbihi ve sellim.
Seyda-i Tağî (k.s), çok kısa zaman içerisinde Türkiye ve Türkiye dışındaki binlerce âlimi yetiştirip hizmete gönderirken, doğudaki hâkimiyet elinde olan bazı ağalar, beyler gelip tövbe almak isterler Seyda-i Tağî’nin (k.s) namını duyunca. O ağalar, beyler hepsi gelip tövbe alır. Ağanın hizmetinde Hasan adında bir zât vardır. O tövbe almaz. Seyda-i Tağî (k.s) “Hasan efendi, sen niye tövbe almıyorsun?” diye sorar. “Hasan hangi günahından tövbe etsin? O kadar çok günahı var ki.” diye cevap verince Seyda-i Tağî (k.s) ona der ki “Hasan efendi, gel tövbe et. Vallahi eğer tövben kabul edilmezse, günahın benim üzerime olsun.” O zaman Hasan der ki “Tamam günahlarım affedildi. Sizden sonra ben tekrar gideceğim, günah işleyeceğim.” “O halde bir daha gel. Allah affetmediyse günahın benim boynum üzerine olsun.” Hasan gelip Seyda-i Tağî’den (k.s) tövbe alır, adabı yerine getirir. Tabi tövbe alma sırasında Hasan’ın kalbinde bir kıpırdanma, ruhaniyetinde bir inkılap meydana gelir. O hâl onda öyle bir tesir eder ki; Hasan hemen silahını bırakır, ağanın huzuruna geçer, der ki “Ağa, elli yıl boyunca bu Hasan sana hizmet etti. Dünyaya hizmet etti, nefs u şeytana hizmet etti. Elli yıl boyunca merkebiniz oldu. Bundan sonra Hasan, Allah’ın kuludur. Resulü Ekrem’in (s.a.v) ve Sâdât-ı Kiram’ın hizmetkârıdır.” Ve Hasan bir anda öyle yüksek makamlara çıkıyor ve Allah’ın veli dostu hâline geliyor. O bir anlık tesir. İşte bizler de belki elli atmış yaşına geldik, maalesef belki Allah’ı hâlâ tanımıyoruz, bilmiyoruz. İnşallah bileceğiz tanıyacağız. Bilmek görmek gözle değil, kulak ile değil, akıl ile değil, aklın belli bir yere kadar sınırı vardır. İnşallah Allah’ın verdiği kalp ile. Kalbi harekete geçiren tasavvufun bereketidir inşallah.
Soru: İnsan gece uyumadan evvel Ayetel Kürsi ve diğer duaları okumasına rağmen korkutuluyorsa sebebi hikmeti nedir ne yapmalı?
Eğer kalp kapısı açık ise, hane kapısı açık ise oraya o kapıdan her türlü şey girer. Bizde maalesef kalp kapısı açıktır. Oradan hırsız da girer, pis ruhlar da girer, pis insanlar da girer. Bu kalp kapısı açık olduğu için herkes tasavvufa iltica etmiştir. İnşaallah tasavvufun bereketi himmetiyle kalp kapısı kapanır. Gece yatarken biz kapımızın tüm sürgülerini çekiyoruz tedbiren. Ama kalp öyle değil, onu sonuna kadar açık bırakmışız, kim giriyor kim çıkıyor belli değil, umurumuzda da değil. Kalp adeta terkedilmiş, neuzubillah pis varlıkların meskeni hâline gelmiş, temizlemek lazım.
Üstad Bediüzzaman, Seyda-i Tağî’nin (k.s) talebesidir o da Nurşin’de okumuş. Ona “Tarikat size göre nedir?” diyorlar. Üstad “Tarikat bir miraçtır. Resul-i Ekrem’in (s.a.v) açtığı kapıdan girmek. Tasavvufa giren bir miraç yaşıyor. Perde arkasındaki şeyleri kalp gözü ile görür. Cenneti görür. Melaike-i kiramı görür. Cehennemi görür. Allah’ı görür, bir miraçtır. Ve bana göre bu zamanda insan ilmi ile muhakkık âlim seviyesine ulaşsa dahi tarikat ile kalbî bir bağı yok ise kalbini oraya bağlamamışsa bence o kalbin muhafazası zordur. Şeytan ve nefsin taarruzatı karşısında kalbin içinde saklanılan ahiret bileti teminatı olan imanın muhafazası bana göre zordur. Hiçbir ehl-i kalbin sandukasında o kasada sakladığı ahiretinin teminatı olan imanını bence muhafaza edemez. Bugüne kadar da kimse muhafaza edememiş. Kalbini tarikata bağlamadan, kalbini tasavvuf kal’asına bağlamadan, onun içerisine girmeden o dış saldırılar karşısında o kalbin içindekileri bugüne kadar muhafaza eden ben görmedim. İslam âlimleri içerisinde sadece İmam Nebevi vardır. Onun dışında da yoktur.” diyor.
Öyle bir taarruzat ki peygamberler bile Allah’a sığınmışlardır. Hz. Yusuf (a.s) bile ayetin ifadesince “Ve mâ uberriu nefsî, innen nefse le emmâretun bis sûi illâ mâ rahime rabbî, inne rabbî gafûrun rahîm(rahîmun).” (Yusuf:53) “Ya Rabb! Nefs ne kadar kötü, sürekli kötülüğe amirdir. Senin rahmetin olmasa benim bile ayağım kayacaktı.” diyor. Mesele ne kadar ciddidir, değil mi? Ve Üstad Bediüzzaman diyor: “Zamanımız o kadar bozuk bir zaman. Maalesef bu Yahudi, Hristiyanlar İslam’ın bugün tüm kal’alarına nüfus ettiler. Bütün o kal’alarda Yahudi Hristiyanlar mevcuttur. Ama onların nüfuz edemeyeceği kal’a tasavvuf kal’asıdır. Bana göre âlem-i İslam içerisinde, bugün İslam’ın merkezi Yahudi lobisi ile bugün Paris’in Yahudi lobisi merkezi ile mücadele eden Seyda-i Tağî’nin (k.s) meclisi meşrebidir. Yahudilerin nüfuz edemediği Hristiyanların nüfuz edemediği kal’a, o kal’adır.” diyor.
Size desem ki bizim orada bir mağarada bin dört yüz yıllık bir bal bulundu, muhafaza edilmiş ve piyasada bunu ifşa etsek; piyasa öyle bir piyasadır ki, sahtekârlığın hat safhada olduğu bir yer, sahtekârlığın nüfuz edemediği yer orası olmuş. Bir gram balın kıymeti ne kadar değerli olur değil mi? Manevi anlamda nüfuz edilemeyen bir iman kaynağı, bir tasavvuf kaynağı bulunuyorsa; insan da laubali durursa, umursamazsa, ciddiyetini göstermezse, heyecanını göstermezse, muhtemeldir Allah ona nasip etmez. Ciddiyet, heyecan, samimiyet, huşu, edep inşallah kurtuluşa vesiledir.
Vesellalahu ala seyyidina Muhammedin ve ala alihi sahbihi vesellem…
KAL`A: kale.
- tarihinde oluşturuldu.