NEFSİN ARZUSUNU İLAH EDİNMEK…

Bismillahirrrahmanirrahim. Elhamdülillahi Rabbül âlemin. Vesselatü vesselamü ala seyyidina Muhammedin nebiyyil ümmi ve ala alihi ve sahbihi ve sellim.

Mevlana (k.s): ‘’Kalbim aklıma sordu. Ey akıl sana göre iman nedir? Aklım başını eğerek kalbimin kulağına şu fısıldamayı yaptı. Tevazu ve edeb ile dedi ki ‘İman büsbütün edepten ibarettir.’ der. Hz. Musa’nın (a.s) vefatı yaklaşıp dünyadaki irşad vazifesi bitince Allahu Teâlâ Azrail Aleyhisselâma ‘’Git Musa’dan emaneti al.’’ buyurdu. Azrail Aleyhisselâm, Hz. Musa’nın (as.) yanına gelince Hz. Musa (as.) ona çok kızdı. Azrail Aleyhisselâm, “Emanet vakti geldi, almam lazım.” deyince Hz. Musa (as.) ona bir tokat attı. Bu öyle şiddetli bir tokattı ki Azrail Aleyhisselâm bir gözünü kaybetti. Ve Allahu Teâlâ’nın huzuruna çıktı. Şikâyet eder şekilde ‘’Ya Rabbi! Sen beni kendi elçine, peygamberine emaneti almam için gönderdin. Ben gidince bana bir tokat attı.” dedi. Allahu Teâlâ “Peki sen onun huzuruna nasıl girdin?” diye sordu. Azrail Aleyhisselâm “Ya Rabbi kapıyı açtım içeriye girdim.” deyince Rabbül Âlemin “Kapıyı çalmadan mı girdin?” dedi. Azrail Aleyhisselâm “Evet ya Rabbi.” dedi. Bunun üzerine Allahu Teâlâ “O zaman bu senin imtihanın. Edebine riayet etmedin. Gözünü sana geri vereceğim. Musa’ya git ve ona şunları söyle; elini siyah bir ineğin üzerine bıraksın, elinin içerisine girebildiği kadar tüy sayısınca ona yıl vereceğim, hayat vereceğim. Ama bunu söylerken de edebine riayet et. O benim elçimdir, benim meramımı dillendirmektedir. Edebini muhafaza et onun huzurunda. Bin, iki bin, üç bin ne ise o tüyler sayısınca ona hayat vereceğim ama bilsin ki benim yeryüzünde bir âdetim, bir vaadim var. Dünya hiç kimseye ebedi olarak kalmaz. Her asır, belli vazife ve imtihan için bir toplum gelecek. Sonraki asır başka bir tren gelecek, mevcudu alıp yeni nesiller yeni toplumlar bırakacak. Bir bahar gelecek, topraktan çıkan filizler olacak. Son baharda ise yapraklarını dökecek, kış mevsimi olacak. Başka bir hayat için yeniden zemin hazırlayacak.’’ buyurdu. Azrail Aleyhisselâm, Hz. Musa’nın (as.) bu şekilde kapısını edebine riayet ederek çaldı. Sonra ona “Allahu Teâlâ sana şunları söylememi istedi; elini siyah bir ineğin üzerine bıraksın, elinin içerisine girebildiği kadar tüy sayısınca ona yıl vereceğim, hayat vereceğim.” Hz. Musa (as.) kendisine “Burada ebediyet yok değil mi?” deyince Azrail ‘’Evet.’’ dedi. Hz. Musa (as.) “O zaman bin yıl yaşanılacak hayatın yaşanacak bir dakikadan, arkası sönük olan bir hayattan hiçbir farkı yoktur. Bin yıl yaşanılacak olan hayatın bir dakika sonra sönecek bir lambadan farkı yoktur. Emaneti şu an al.” dedi. Azrail Aleyhisselâm böylece Hz. Musa’nın (as.) canını aldı.

Allahu Teâlâ berzah âleminde kendi kullarına “Şu cennetin manzarasını bir görün, temaşa edin. Cehennemin dehşetini de bir temaşa edin. Peki, sizlere şu an denilse idi cennete girebilmek için size verilen hayatın tüm an ve saniyesini feda eder miydiniz?” buyurur. Cehennemin dehşetini görenlere de aynı soruyu sorar. Orada Allah’ın kulları olan mümin taifesi ‘’Ya Rabbi ehli dünya bunlardan haberdar değil. Onların hayalleri çok farklı. Eğer onlar bu şekilde görseydiler değil yüz yıllık bir hayat, yüz bin yıllık bir hayatı feda ederlerdi.’’ derler. Cehennemin dehşetini gören asi insanlar da “Ya Rabbi ehli dünya bunlardan haberdar değil.” diye söylerler. Allahu Teâlâ kendi kullarına “Ben sizden tüm hayatınızı istemedim. Sizlerden istediğim şey beni tanıyıp bilmenizdi. Size pek çok nimet verdim. Her bir saniye her bir salise için arkası kesilmeyen nimetler verdim. Sırf beni bilin ve tanıyın diye; ama siz beni tanımadınız. Siz dünyada iken ilah olarak nefsinizi tuttunuz.” buyurur. Ayet öyle ifade ediyor. “Nefsinin arzusunu ilâh edinen, Allah’ın; (hâlini) bildiği için saptırdığı ve kulağını ve kalbini mühürlediği, gözüne de perde çektiği kimseyi gördün mü? Şimdi onu Allah’tan başka kim doğru yola eriştirebilir? Hâlâ düşünüp ibret almayacak mısınız?”(Casiye:23) Siz kendi heves ve nefslerini ilah tutunan ilah olarak gören insanlara hiç rastladınız mı? Bazı insanlar öyledir. Neuzibillah ilah olarak ibadet ü taat ettikleri şey nefs ve hevesleridir.

İnsanın Hz. Ebubekir Sıddık (r.a) gibi olmaya gayret etmesi lazım. Nasıl ki Hz. Peygamber (s.a.v) miraca çıkınca küffar kısmı ona “Muhammed (s.a.v) küffar kısmı miraca çıkmış. Akıl, mantık, izan ne diyor buna? Aklınla bir ölç bakalım. Miracı kabul eder mi? Senin akıl terazin, mantık terazin kabul ediyor mu? Söyle bakalım hissiyat terazisini de kabul ediyor mu?” demişti. Bu sıklet akla bırakılınca elbette ki kırılır. Ama Hz. Ebubekir Sıddık “Ben Allah’a ve Resulüne iman ettim. İman ve teslimiyetim onlara aittir. Ben aklıma, mantığıma, hissiyatıma iman etmedim. Ben bunları neuzibillah ilah yerine bırakmadım.” dedi. Dolayısıyla her ne kadar akıl, mantık terazisi söylenilen hadiseyi kaldıramıyorsa bile “Bunu Resul-i Ekrem (s.a.v) söylediyse doğrudur.” demiştir.

Hacı Bayram-ı Veli (k.s), Akşemsettin’in (k.s) kendisine intisap etmesinden çok kısa bir zaman sonra hilafet makamını ona verir. Akşemsettin Hazretleri, uzun bir zamandan beri kendi seyr-i sülûklerinde olan diğer müntesip ve müridlere göre çok kısa ve süratli bir şekilde hilafet alır. Diğer müridler onun bu hâlinin hikmetini Hacı Bayram-ı Veli’ye (k.s) sorarlar. O da ‘’Evet çok kısa zamanda bu makama ulaştı. Sizler çoktandır bu seyr-i sülûktesiniz. Sizler alamadınız. Hikmeti şu idi: Ben ne vakit bir şey sorduysam, emrettiysem Akşemsettin akıl, mantık süzgecinden, terazisinden ölçmeden; teslimiyetin aşk u muhabbetin terazisinden ölçerek sorgusuz ve sualsiz kabul etti. Sizler ise ne vakit benden bir şey çıktı aciz, nakıs, kusurlu olan selamet ve salahiyete erişmemiş olan akıl, mantık ve kendi ilim ve bilginiz ile evvela bu teraziye bıraktınız, ona teslim oldunuz. İkinci bir merhalede sözlerimi kabul ettiniz. Hikmet buna binaendir.’’ der. Allah muvaffakıyetler versin, din dünyanıza yardımcı olsun.

On dört asırdır değişime uğramayan, renk atmayan, bir insanın o meşrepten içip de salahiyete ermesine vesile olan ve bozulmayan tek meşrep, tek yol tasavvuftur. Tasavvuf dairesinin dışında farklı hizmetler her ne kadar kısa zamanda şan, şöhreti her yere ulaşsa dahi uzun vadede sönüp gitmiştir. Değişime uğramış, renk atmıştır. Bahsettiğimiz hadiseler, takip ettiğimiz yol Resul-i Ekrem’den (s.a.v) ta kıyamete kadar milyonlarca velinin yetiştiği yoldur. Elbette ki insan için seçme hakkı var ise, birilerini taklit etme hakkı var ise -kanaatimi arz ediyorum- insanın Allah dostlarını taklit etmesi makul olandır. İki güzergâh seçme hakkı varsa tasavvuf güzergâhını, Allah dostlarının takip ettiği tasavvuf dergâhını, prensiplerini unsur ve kıstaslarını seçmesi makul olan odur. İnsan taklit ile büyür. Dışarıdaki sokaktaki insanı taklit eden sokaktaki gibi olur. Hatta insan dağlarda hayvanların içerisinde kalsa, bir bebek orada büyüse; elbette ki onları taklit edecektir. Onlar gibi olacaktır. Bir insan vahşi, insaniyetten uzak bir toplumun içerisinde yetişip büyüse onlar gibi olur. Bir insan Allah dostlarının cemaati içerisinde yetişip büyürse elbette ki onların rengi ona değer, onların rengine bürünür.

Allah’a iman edin. Resul-i Ekrem’e (s.a.v) iman edin. Akıl mantığınızı onların olduğu yerden def edin, çıkartın. Akıl vezirdir. İnsan nefsini ıslah etmemişse, ayetin ifadesince, insanın nefsi ve hevesi saltanat makamına oturur. Akıl ve mantık nefs sultanının birer veziri, birer asistanı hükmünde olur. Zulüm ve karanlık işleri yapmakta devreye girer. Ama insanın saltanat makamına insan-ı kâmil geçerse o zaman elbette ki akıl mantık insanı hidayete götüren birer mürşid hâlini alır. Tövbe, diyorum. Akıl, mantık, hissiyat bu tövbe etmede devreden çıksın. Allahu Teâlâ “De ki: Ey nefsleri aleyhine israf etmiş kullarım! Allah’ın rahmetinden ümidi kesmeyin, çünkü Allah bütün günahları mağfiret buyurur, şüphesiz ki o öyle gafur öyle rahimdir.’’(Zümer:53) Tövbe etmek lazımdır inşallah.
Ve sallallahu aleyhi vesellem…

Seyda Alameddin (k.s.)

  • tarihinde oluşturuldu.

Nurşin.com | 2025 | Tüm Hakları Saklıdır.