“Hubbud-dünya re’sü külli hatietin” Dünya Sevgisi

gemi Bismillahirrahmanirrahim. Elhamdulillahi Rabbül Âlemin. Vessaletü vesselamü ala seyyidina Muhammedin nebiina ve ala alihi ve sahbihi vesellem.

            Dünyadaki tanışma, ünsiyet; ahiretteki buluşmaya vesiledir. Kim burada kiminle tanışmış, gönül bağı kurmuş, kime meyletmiş, muhip olmuş ise bu; ahiretteki buluşmasının mukaddimesidir, ön hazırlığıdır. Siz kiminle arkadaşlık kurmuş iseniz ahirette onunla haşroluyorsunuz. Resûlü Ekrem (s.a.v), “Hubbud-dünya re’sü külli hatietin.” “Dünya sevgisi bütün hataların başıdır.” buyurur. Dikkat ederseniz ahiretiniz adına ne kadar hatanız varsa temeli itibariyle meylettiğiniz şeyden kaynaklanır. Dünyaya meyletmek, onu sevmek, onu kendine sevgili edinmek yani kalbine yerleştirmektir. İşte bu sevginin neticesi neyi doğurur? Bu sevgi, ahiretin kırılması, ahiret hayatının zelzeleye uğraması hükmündedir. Bütün hataların temeli, müsebbibi dünyaya olan sevgidir. Kalbimizi nereye verdiğimiz ne kadar çok önemlidir! Kalp bir şeye meylederken meylin arkasındaki infiali çok iyi düşünmek lazım. Öbür âlemde Rabbül Âlemin’in sizin için murad ettiği o hayat; cennet hayatı, dünyaya olan meyliniz sebebiyle bir sarsıntı sonucu yıkılıyor. Bu sarsıntı öyle güçlüdür ki kişinin öbür taraftaki cennet hayatını yerle bir etmeye kâfidir. Kalbinizdeki sevginin şiddeti işte o kadar büyüktür. Tersi itibariyle de dünya kıblegahına değil de ahiret kıblegahına meyleden, yönelen bir insanın kalbindeki sevginin şiddeti, kuvveti de o kadar büyüktür ki; depreme maruz kalmış olan ahiret hayatını birdenbire tamir edecek bir gücü vardır.

            Sahabe-i Kiram’a bir bakalım. Sahabe kime denir? Örneğin çölde yaşayan bir bedevi, bir kereliğine mahsus Resûlü Ekrem’in (s.a.v) bulunduğu meclise gelmiş; bir kereliğine mahsus Allah Resulü’nün (s.a.v) nazarı ona değmiş veyahut onun nazarı Allah Resulü’ne (s.a.v) değmiş, işte o insan sahabedir. Bu infial insan ruhunda öyle bir sıçramaya, öyle bir uçmaya vesile olur ki; o bir kerelik bakış insanı peygamberlik makamının hemen altındaki bir makama getirir. Bir nazar… Çünkü o nazar, insan ruhundaki muhabbeti öyle bir tetikler ki cezbe-i ilahi meydana getirir. Adeta insan ruhunu dünyanın çekim gücünden birden koparır ve Allah bir vasıta, bir vesile ile abdini kendi etrafına çeker. Sahabe-i Kiram ile Resûlü Ekrem (s.a.v) arasında öyle bir cezb meydana gelmiştir. Resûlü Ekrem’in (s.a.v) nazarı Rabbül Âleminin nazarı gibidir. O nazarın değdiği yerler, çorak bir toprağa yağmurun değmesi gibi canlanır. Bir toprak nasıl ki bir yağmurun değmesi ile nasıl hayat buluyorsa, yağmur suyunun dışında hiçbir şeyle onu canlandıramıyorsanız insan ruhu da Resûlü Ekrem’in (s.a.v) meclisleri, hâli, nazarı, onun gölgesi hükmünde olan Sâdât-ı Nakşibendî’nin meclislerinde hayat bulur. Bir ölü olarak dünyadan ayrılmak istemiyorsanız o meclislerde bulunun. Bir insan hareket ediyor lakin şeytan ve nefs tarafından öldürülmüş. Mezarlıkta ölüler vardır hareket etmeyen. Mezarlıkta olmayıp yeryüzünde dolaşan, hareket eden ama manen ölmüş olan nice insan vardır. O insanlarda ahirete ait hiçbir belirti göremezsiniz. Ahirete gözünü açmış bir insan, o insanlara baktığında “Bu ölüdür.” diyebilir. Eğer bir kalp, ahiret denilince ürkmüyorsa, Allah’a hesap vermekten, sorgu sualden ürkmüyorsa, Allah’a karşı iştiyak duymuyorsa; aksine o kalpte dünyaya karşı bir iştiyak var ise,  merkeze dünyayı yerleştirmişse bu hâl, ölülüğün bir alameti, işareti olabilir. Demek ki öbür tarafa ait duyguları ölmüş; o insan hissetmiyor, ürkmüyor. Resûlü Ekrem (s.a.v) buyurur ki “Böyle ölmüş olan bir kalbe lazım olan şey bir an önce Âlimü Rabbanilerin, Sâdât-ı Nakşibendî’nin, Allah dostlarının meclislerine iltica etmektir.” Nasıl ki toprak Rabbül Âlemin’in gönderdiği o yağmur vasıtasıyla hayat buluyorsa, kurak bir çöl Rabbül Âlemin’in gökten indirdiği suyla bir bağ bahçeye dönüşüyorsa müminin kalbi de o meclislerde hayat bulur. Onların kalplerine nüzul eden Allah’ın manevi yağmurları vesilesiyle o kalpler de hayat bulur. O kalplerin ihtiyacı budur, bir an evvel onlara iltica edip o yağmurla ıslanmaları lazımdır. O rahmet suyunun değdiği kalp hayat bulur. O zaman bir sohbetin insan ruhundaki infialini biraz düşünmek lazım. Bir tövbe, bir hatme… Bunlar hayata açılan hakiki manada miftahtır. Bu miftahın açtığı kapı öyle bir âlemdir ki sonsuz bir hayat, sonsuz bir lezzet… Böyle bir âleme kapı açan bir anahtar ise kazanım açısından ne kadar muazzamdır, düşünmek lazım. Gitmemek, uzak durmak ise ne kadar büyük bir kayıptır. Onun için büyüklerin sohbetini, sohbette olan hatmeyi hiçbir an kaçırmamaya çok dikkat etmek lazımdır. Büyüklerimiz öyle ifade ediyor ki bir hatme-i haceganın sevabı 333 Kuran hatim sevabına denktir.

            Tabiini düşünelim… Bir sahabeyi görür ve bir görmek onu tabiin makamına çıkarır. Tabiinleri görmek ise onları görenleri tebeüt-tabiin makamına ulaştırır. Bir nazar, bir görmek ne kadar önemlidir! Aynen böyle bir Allah dostunun bulunduğu bir yerden dahi insanlar istifade ediyor. Rabbül Âlemin kendi halifi olan Allah’ın evliyasına o kadar büyük bir kutsiyet atfediyor.

            Hz. Ömer (r.a) Hacer-ül Esved’in karşısına geçer ve şöyle der: “Vallahi bir taş olduğunun farkındayım. Allah Resulü’nün (s.a.v) ellerinin, dudaklarının sana değdiğini görmeseydim sana bir taş nazarıyla bakacaktım. Ama bir taş olmaktan çıktın sen.”

            Ashab-ı Kehf’in köpeği, ismi Kıtmir… Sıradan, diğer hayvanlar gibi bir hayvan iken; dinen necis sayılan, el değdiğinde yıkamak mecburiyetinde kalıp aksi şekilde namaz kılınamayan bir mahlûk sınıfında iken Allah’ın dostlarına dost olduğu için kıymet kazanıyor. Ashab-ı Kehf ki; Allah’ın evliyasıdır, peygamber değildirler. Peygamber Efendimizden (s.a.v) önce yaşamış, Allah’ın dostları… İşte bu dostlara gidiyor ve Kıtmirlik ediyor ve Rabbül Âlemin onu öylesine bir hayvanat sınıfından çıkarıyor ve insanlık mertebesinin bir üst seviyesine –ki cennet ehlinin mertebesidir- dâhil ediyor. Böyle bir muameleye onu tâbi tutuyor. İnsanın bunu mukayese etmesi lazımdır. Bir insan da Allah dostlarının bulunduğu bir mecliste Kıtmirlik etse acaba o Kıtmir gibi cennete girer ve cennette o muameleyi görmez mi? Hayvanat sınıfının içinde iki çeşit hayvan; biri köpek, biri domuz… Bu ikisi tahir (temiz) değildir. Necis kabul edilen, değdiğinde namaz kılınamayan, yıkamak mecburiyetinde kalınan bu iki sınıftan biri olan köpek, böyle Allah dostlarının bulunduğu mecliste sadakat, vefa, teslimiyet gösterdiği için Allah onu o sınıftan çıkarıyor, onu cennete dâhil ediyor ve cennet ehlinin muamelesi gibi bir muameleye tabi tutuyor. Onun geldiği seviyeye bakmak lazım. Ondan bizlere mesaj var esasen.

Rabbül Âlemin bizlere mesaj veriyor. O zaman insan bir baksın kime Kıtmirlik ediyor? Nefsine mi, şeytana mı, dünyaya mı yoksa Resûlü Ekrem’e (s.a.v), onun dostlarına, dolayısıyla Rabbül Âlemin’e mi Kıtmirlik ediyor, bir baksın insan ve ona göre kendine dikkat etsin. Çünkü Resûlü Ekrem’in (s.a.v) hadislerine binaen insan yeryüzünde neye hizmetkârlık ediyorsa, neye Kıtmirlik ediyorsa Allah nezdindeki kadri kıymeti ona göredir. Eğer bir insan muhabbetini, aşkını bütünüyle dünyanın eline vermişse Karun gibi… Karun’a dediler ki: “Ey Karun bunları sana Allah verdi. Allah’ın sana verdiği bu şeyleri ahiret diyarına bir köprü eyle, bir vasıta, bir vesile eyle. Bunlarla ahiretini kazanmaya bak.” Karun ise tamamen dünyaya meyletmiş, muhip olmuş. Her şey dünyanın etrafında dönüyor. O varsa var, dünyası yoksa hiçbir şey gözünde yok gibiydi. Dolayısıyla vaaz ve nasihate de kapalıydı. Ahiretini dünyasına satmıştı. Böyle bir nasihat karşısında “Hayır, var olan bütün bu şeyler kendi bilgim ve becerimden kaynaklanıyor.” diye cevap verdi. Rabbül Âlemin onu ve malını yerin dibine batırdı. Nefsine, enaniyetine, dünyaya Kıtmirlik ediyordu o ve sadıktı da. Nefsine, enaniyetine, dünyasına yönelik sadık, vefalı bir Kıtmir’di.

            Ehli imanın da Allah’a, Peygamber’e (s.a.v), ahiretine karşı sadık, vefalı bir Kıtmir gibi olması lazım.

            Ve sallallahu ala seyyidina Muhammedin- nebiyyil ümmi ve ala alihi ve sahbihi ve sellem.

Seyda Alameddin (k.s.)

  • tarihinde oluşturuldu.

Nurşin.com | 2025 | Tüm Hakları Saklıdır.