BİR DAKİKANIN KIYMETİ

1 seyda alameddin Bismillahirrahmanirrahim. Elhamdülillahi rabbil âlemin. Esselatü vesselamü ala seyyidina Muhammedin ve alihi ve sahbihi ve sellem.

Ayetullah: Allah’ın ayeti demektir. Bütün bu ayetleri görmeyen Allah’ı bilmeyen, tanımayan birisi değil bin yıllık cehennem azabına müstahak olmak milyonlarca yıl dahi cehennemin ateşine müstahak olsa azdır. Çünkü Allah size bir ayet göndermiyor. Allah’ın size gönderdiği ayetler gökten inen yağmur tanelerinden daha fazladır. Biz bu kadar ayeti görmezsek, ahiretten gafil kalırsak değil şöyle cehennemin azabına bin yıl müstahak olmak milyonlarca yıl dahi cehennemin azabına müstahak olsak belki az gelecek. Ayetullah bir tane değil ki gökten inen yağmur tanelerinden daha çok. İnsan şöyle dışarıda olsa, Allah bir yağmur bulutunu gönderse, insanın üzerinden ve etrafından gözünün görebildiği kadar yağmur inse insanı ıslatsa, sonra insan “Yağmur yok. Yağmuru görmedim, hissetmedim.” dese cezası ne kadardır acaba? Vay o kimselerin hâline namazdan uzak duruyor! Allah ile buluşma fırsatı var iken o fırsatı elinin tersi ile itiyor. Kâinatın efendisi ile her gün, günde beş vakit kendisine verilen buluşma fırsatı, kendisine muhatap olma fırsatı var iken, kendi dua ve niyazlarını O’nun huzurunda O’na arz edebilme fırsatı var iken, kapısını açma fırsatı var iken elinin tersi ile bütün bu fırsatları itiyor kapatıyor. Vay o insanın hâline!

Mesela dünya mahkemesinde otuz yıllık bir cezaya müstahak olmuş bir insan var. O insan, bu cezaya müstahak olduğunu öğrenince yiyip içemez; gırtlağından bir lokma dahi ekmek geçmez. Çünkü bir suç işlemiş, otuz yıllık bir cezaya kanunen müstahak olmuş. Bir mahkeme var. Böyle bir mahkeme olmadan evvel sultan tarafından o insan affedilir. Denilir ki kim pişmanlığını arz ederse; böyle bir yasa var, kendisine verilen otuz yıllık hapis cezasından muaf olacak. Elli yıllık bir ceza affolacak. Vay o insanın hâline ben pişmanım demiyor! Ahiret cezası milyonlarca yıl. Rabbül Âlemin böyle bir af yasası çıkarmıştır. O’na tövbe diyoruz. Tövbe eden insan, namaz kılmamanın cezası ki yüzlerce binlerce yıl olan cezaya tekabül eder, tövbe etmek suretiyle Allah’ın af ve mağfiret kapısına iltica ederse inşallah geçmiş günahları affedilir. Bir insan tövbe etmezse ne kadar akılsızlık etmiş olur. Dünyada büyük bir hapis cezasına müstahak olduktan sonra bir sultan tarafından af yasası çıkarıldığında bu yasadan yaralanmayan insan herhalde yoktur. Ahiret de öyledir. Rabbül Âlemin muvaffakiyet versin. Tövbeyi herkese nasip etsin. Salih amel işlemeyi herkese nasip etsin.

Mevlana Halid-i Bağdadî (k.s) Seyyid Abdullah Dehlevi’nin (k.s) tekkesinde kaldığı yirmi yıl boyunca oranın süpürgeciliğini yapmıştır. Üstelik bunu kendisi için en makbul, en alî ibadet olarak görmüştür. Allah herkese hizmeti nasip etsin.

Allah Resulü (s.a.v) “Bir insanın ihlasına, tövbesine, namazına vesile olma, dolayısıyla ebedi hayatını imar etme, onun da sonsuz cenneti kazanmasına vesile olma sevap açısından Allah katında o kadar büyüktür ki, bir sahra dolusu Allah için mal tasadduk etmekten çok daha alîdir.” buyurmaktadır. Allah böyle bir hizmeti de bize nasip etsin inşallah.

Arkadaşlar hizmete ehemmiyet etsinler. Hizmetin her sahasına ehemmiyet edin inşallah. Mescidle ilgili bir mevzu olsa hiç durmamak lazım. Sâdât-ı Nakşibendi’nin hayatlarını okuyorsunuz. Seyda-i Tağî (k.s) üstadı tarafından irşad vazifesine gönderilirken bulunduğu memlekette hizmet için çok gayret ediyordu. Hatta hayatları hizmetle geçiyordu. Hülasa biz hayatlarımızı tanzim ederken Rabbül Âlemin’in rızası isteği, Allah Resulü’nün (s.a.v) isteği doğrultusunda hareket etmemiz lazım. Sahabe-i Kiram’dan zengin bir kişi Resûl-i Ekrem’in (s.a.v) sohbeti sırasında yanına gelir. “Resûl-i Ekrem’in (s.a.v) yanında kimler var?” diye sorar. “Fakirler var.” denilir. Bu iltifatı görünce Allah Resulü’nün (s.a.v) arzusu bu zannederek tüm malını tasadduk eder. Sevgili adına eğer böyle hizmetleri yapıyorsa çok alîdir. İnşallah bütün bir hayatı tanzim ederken attığımız adımları, Sâdât-ı Nakşibendi’nin (k.s) hayatına göre düzenlemelidir. Onlar hiçbir dakikasını boşa geçirmemişlerdir. Hatta Seyda’nın (k.s) ifadesi gereğince “İnsan bir dakika ile cenneti de neuzubillah cehennemini de imar edebilir.” Bir dakika bu kadar kıymetlidir.

Biz ruhen manen hasta oluyoruz, değil mi? Sâdât-ı Nakşibendi “tabibel kulub” yani kalplerin doktorudur. Çünkü Resûl-i Ekrem (s.a.v) kalplerin doktorudur. Resûl-i Ekrem (s.a.v) buyurmuştur ki “Kulaklarınızı dört açın. Bilesiniz bütün cismaniyetinizi, cismaniyetinizin içindeki bütün âlemi kontrol eden bir et parçası vardır. O salahiyet bulduğu zaman salahiyeti bütün âleminize sirayet eder. O bozulduğu zaman bütün iç âleminizi ifsad eder. Bilesiniz o et parçası kalptir. Kalpteki salahiyet sizin cismaniyetinizin içindeki bütün âleme sirayet eder.”*

Dolayısıyla ahiret, cennet âleminize sirayet ediyor. Eğer o kalp salih ise, iyileşmişse, hasta değilse manevi bir hastalık yoksa siz o cenneti inşa ediyorsunuz. Neuzubillah eğer ifşad olmuşsa bilesiniz siz cennetinizi ifşad etmiş oluyorsunuz. Onun için insanın kalbi Sâdât-ı Nakşibendilere gitmekle salahiyet ve şifa buluyor. Tabi ki dünya imtihanı ağırdır. 100 tanesi var ise 99 yüz hükmündendir. Dünya virüs, nefs virüs, şeytan virüs hükmündedir. Her birisi insanın haleti ruhaniyetinde hastalık meydana getirir. Şifa hükmünde olan, insanı ahiretine sevk eden tedavi ise Allah dostlarının yoludur. Onun için insanın kendisine çok dikkat etmesi lazım. Böyle bir hastalık kaptığında insana aşı hükmünde olan Sâdât-ı Nakşibendilerin yaptığı o tövbeye iltica etmesi lazım. Dünya bizim için ne kadar önemli ise ahiretin bin kat daha önemli olması lazım. Çünkü dünyaya dünyanın kıymetince kıymet vermek lazım. Ne kadar kalıyorsak atmış, yetmiş yıl, yüz yıl. Ahirete verilmesi gereken ehemmiyet ise ahiretin derecesine göredir; orası ise sonsuz ebedi bir hayattır. Ebedi hayata nispeten dünya hayatı bir ana tekabül ediyor. Bir anın kıymeti ne ise o kadar; sonsuzun kıymeti ne ise o kadar kıymet vermek lazım. Allah muvaffakiyet versin.

Nakşibendi büyüklerinden Seyyid Tâhâ (k.s) Mevlana Halid’in (k.s) halifesidir. Kendisi Şeyh Abdulkadir Geylani’nin (k.s) torunudur. Esasında Sâdât-ı Nakşibendinin pek çoğu ehlibeyttir, Şeyh Abdulkadir’in (k.s) torunlarındandır. Seyyid Tâhâ (k.s) küçük, amcası olan Seyyid Abdullah (k.s) da Mevlana Halid’in (k.s) halifesidir. Seyyid Tâhâ (k.s) talebe iken Seyyid Abdullah (k.s) onun elinden tutup Mevlana’nın (k.s) huzuruna getirir. Seyyid Tâhâ (k.s) seyyid olması, Şeyh Abdulkadir’in (k.s) torunu olması hasebiyle Mevlana (k.s) ona hürmet eder. Mevlana (k.s), Seyyid Tâhâ’nın (k.s) tövbe almasını istemektedir. Seyyid Tâhâ (k.s), Şeyh Abdulkadir’in (k.s) torunu olduğu için kendisine der ki “Sen git Şeyh Abdulkadir Geylani’nin (k.s) müsaadesi var mı yok mu Nakşiliğe geçmek için, bunu öğren gel.” Seyyid Tâhâ (k.s) kendisi ifade eder “Ben Şeyh Abdülkadir Geylani’nin (k.s) türbesine merkat-ı şerifine gittim. Gözümü kapattım. Dedem Şeyh Abdülkadir Geylani (k.s) kapıyı açtı. Onun huzuruna girdim. ‘Mevlana’nın muhabbeti kalbime çok girdi. Ben onu çok sevdim. Ona âşık oldum. Sizin bu hususa dair izniniz nedir acaba? Benim onun tarikatına, elinden tutmak suretiyle onun yoluna girmeme müsaadeniz var mı yok mu? Siz bu manada ne tavsiye edersiniz? Ben ona çok âşık ve muhip oldum.’ dedim. Şeyh Abdülkadir Geylani (k.s) bana ‘Evladım evet bizim tarikatımız çok alî bir tarikat; lakin bu alî tarikatı omuzlayacak ehil insan kalmadı. Yoksa tarikatımız çok alî. Sen git böyle bir zâtın tarikatına gir.’ dedi. ” Seviyorsanız girin.

Resûl-i Ekrem’in (s.a.v) İslam’a hizmetinde O’na (s.a.v) haşa sihirdir, mecnundur dediler; O (s.a.v) bin bir zahmete maruz kaldı. Şimdi insan hizmet ederken zahmet görmesi normaldir. İnsanların laf atması normal, yerlerdeki şeylerden ona atması normal, başının yaralanması normal, dişlerinin kırılması normaldir.

İnsan, Rabbül Âlemin’in halifi olması hasebiyle Allah’ın bir aynası hükmündedir. Bir kısım insanların hükmü sahihtir. Böyle Allah dostları Allah’ın cemal sıfatını yansıtırken bir kısmı celali yansıtır bir kısmı da cemalin içinde celaldir; nadiren celal ortadan kalkar. İnsan ne kadar kıymetlidir değil mi? Taş O’nu yansıtamıyor, ağaç O’nu yansıtamıyor. Bütün kâinat bir araya gelse insanın yansıttığı gibi yansıtamıyor. Onun için insan Allah’ın celal, cemal sıfatlarını yansıttığı zaman insan âşıksa O’nu yansıtır. Bir çiçeği görür O’nu sevebilir. Kâinata bakarak O’nu sevebilir. İnsanın sevgisi kadar olmaz. Çünkü bütünü bir araya gelse O’nu yansıtamıyor.

Ve sallallahu ala seyyidina nebiyyil ümmi ve sahbihi ve selem.

*Elâ ve inne fi’l-cesedi mudgaten. İza salahat salaha-l cesedu küllhü ve iza fesedet fesede-l cesedu küllhü. Elâ vehiye-l kalbü.

Seyda Alameddin (k.s.)

  • tarihinde oluşturuldu.

Nurşin.com | 2025 | Tüm Hakları Saklıdır.