BAYRAM YERİNE DÖNEN NURŞİN
Nurşin medresesinin kurucusu olarak bu kutlu köyü tüm dünyaya yayılan bir ilim pınarı haline getiren Abdurrahman-ı Tağidir. Allahu Teala duasına icabet etmiş işte nesilden bir alim daha yetişmiştir. yaklaşık 2 asırdır pek çok alimin yetişmesine önemli katkılar sağlayan Seyda ailesi ilmin ve alimin kıymetini bilenler tarafından büyük hürmet ve itibar görmüştür bu kıymetli aileden bir alimin daha çıkması üzerine Nurşin de büyük bir icazet töreni düzenlenir. Bir talebenin icazet alması demek bir ehliyetin tescilidir bunun için talebenin medrese müfredatını sıra kitaplarını bitirmiş olması gerekir müfredattaki kitapları bitirmiş olmak da her zaman yeterli gelmeyebilir zira hocalar icazet konusunda seçici davranır ehil olanlara icazet verir ehil olmayanlara vermezler böylelikle oldukça narin ve kıymetli olan ilim alimlerinden talebeye geçerek nesiller boyu korunur bu emaneti korumak her geçen yüzyıl daha da zorlaşır bu zorluğu başarıyla aşmak gerçekten çok önemli bir hadise olduğu için icazet bir törenle verilir. Bu törenlerde yaklaşık bir hafta boyunca talebelerin eğlenebileceği programlar düzenlenir ve o civarda veya o mıntıkada bulunan hoca ve medrese öğrencileri törene davet edilir icadı törenleri medrese öğrenciler için son derece keyifli olur ayrıca köylüler de bu eğlencelere ve yapılacak masraflara katılırlar bu törenlerde kimi hocalar sade bir şekilde bir tatlı veya bir meşrubat vermek suretiyle de tören bitirebilir.
Tören esnasında hoca icazet alacak kimseye bir cübbe ve sarık alır sonra cemaatin huzurunda yüksek sesle icazet metnini okur hoca falanca icazet verdim cümlesine gelince daha evvel belirlenen başka bir hoca tarafından icazet alınacak öğrenciye sarığı cübbesi giydirilir icazet metinlerin tamamı okunduktan sonra genellikle hoca öğrenciye ilim ahlak takva fetva ve tedrisat ile ilgili bazı tavsiyelerde bulunur icazetini okunması tamamlandıktan ve Fatiha suresi de okunduktan sonra öğrenci koro halinde söylenen kasideler eşliğinde kalkar önce kendi hocasının ve sonra da hazır olan diğer hocaların elini öper işte sevda Fadlullah hazretlerinin icazet törenine Van, Bitlis, Diyarbakır, Erzurum, muş, Batman, Bingöl şehirlerinde bulunan ulema Nurşine akın eder. Bembeyaz çadırlar alimler ve diğer misafirlerle dolup taşar kazanlarda pişen yemeklerin ardı arkası kesilmez Nurşinliler misafirleri ağırlamaya birbiriyle yarış içindedirler adeta onları gözünde şeyden Fadlullah hazretlerinin aralarından çıkmasının haklı gururu ve mutluluğu varken, misafirleri yüzünde ise edep ve hürmetin yansıması yayılır etrafa. Bayram gününe dönüşen Nurşin sokaklarında çocukların neşe dolu konuşmaları görülür. Bir vakit herkes susar, eller semaya kalkar, gök gözler edeple yerlere bakar. İşte Molla Muhyeddin hazretleri dualar ederek seydaya icazetini vermektedir. Belki Seyda hicabından hocasına bakamaz belki de Molla Muhyeddin hazretleri o an pek az kimsenin görebildiği sevgililer sevgilisinin sallallahu aleyhi ve sellem huzurunda olmaktan dolayı bir yere kıpırdayamaz belki ilerde neler yaşandığını ancak gönül gözleri açık olanlar görürler ayrıca o gün yaşananlar sadece icazet töreninden ibaret de değildir çevre illerden gelen pek çok alim Molla Muhyeddin hazretlerine ilmi hususlarda dair müşkül meseleleri danışır son derece kuvvetli bir hafızaya ve sağlam muhakemeye dayalı ilmi birikime sahip olan Molla Muhyeddin hazretleri ilgili meselelere dair fetvalar verir o gün kimse kendisine itiraz etmez hatta dayandığı kaynaklar dahi sorulmaz çünkü Nurşin'in sünnetten ve Kur'an ı Kerim'den zerre kadar sapmayan bir fetva merkezi olduğu alimlere malumdur
MEDRESEDE TALEBELERLE BİRLİKTELİK
Seyda Fadlullah Hazretlerinin icazetini aldıktan sonra yaptığı ilk iş Abdurahman-ı Taği Hazretlerinin divanının alt katında talebe yetiştirmeye başlamak olur. Bu iki katlı, taştan ve son derece sade olan binadan bundan önce nice âlimler nice talebeler gelip geçmiştir. İşte Seyda, dede yadigârı olan bu binada dedesinin duasıyla talebe yetiştirmeye başlar. Bu aynı zamanda Resulullah'ın (s.a.v) bir sünnetidir. Seyda Fadlullah Hazretleri, her sabah duha sünnetini evde kılar, medreseye gelir, besmele çeker, dua okur amele ve derse bu şekilde başlar. Seyda'nın yakın çevresi başta olmak üzere talebeleri ve Nurşin'e gelen misafirler, ondaki medrese ve talebe sevgisinin aşk derecesinde olduğunu, onları evlatlarından bile üstün tuttuğunu söylerler. Öyle ki ne zaman yanına gidilse etrafına talebelerini toplamış halde onlara tefsir, hadis, fıkıh dersi verirken görülür. Seyda'nın dünyada en çok zevk aldığı şeyin ilimle meşgul olmak olduğunu bizzat talebeleri ifade eder. Seyda Fadlullah Hazretleri pek çok sıkıntıyı çekip devrin en iyi alimlerinden yıllarca ders alarak yetişmiş bir âlim olmasına rağmen talebelerine karşı çok mütevazı davranır, onlar ile arasında resmiyet kurmaz. Resulullah'ın (s.a.v) sünneti üzerine onlarla istişare yapar, dersin ilgili konusuna dair görüşlerinin neler olduğunu onlara sorar. Talebelerin görüşlerine hak verir, asla “Ben Seyda'yım, dediğimi kabul etmelisiniz.” kabilinden bir tavır takınmaz. Bazen bütün gününü talebelerle derste geçirir. Talebenin anlayamadığı konuda durur; talebe anlayana kadar o dersi geçmez. Bu, medrese hocalarında çok az rastlanan bir özelliktir. Gerçekte bu yaklaşım önde gelen üniversite hocalarında dahi rastlanamayacak kadar azdır. Seyda'nın talebeye olan bu yaklaşımı aslında günümüzün modern eğitim metodlarındandır. Zira günümüz eğitim anlayışında merkezde talebe vardır. Seyda, klasik medrese eğitimini çağın nesline uygun eğitim metotlarıyla uygulayarak. hem eğitimin kalıcı olmasını sağlamış hem de talebelerin ilme olan sevgi ve muhabbetini arttırmıştır. Seyda'nın eğitimde kalıcılığı arttıran bir diğer yöntemi ise talebesinin dersini geçmesi için bir önceki gün öğrendiklerini tekrar etmesini istemesidir. Bu şekilde her bir ders, önceki hatırlanarak yapılır ve o dersin hafızadan silinmesi zorlaştırılır.. Seyda'nın oğulları da talebeler arasındadır. Lakin medresede iken bunun hiçbir zaman farkına varılmaz. Çünkü Seyda, ilmi çok önemser ve ilimi öğrenme yolunda evladını asla diğer talebelerinden ayrı tutmaz. Seyda'nın tedrisatından geçen bir oğlu En'am suresine kadar tefsirde hafızasının çok sağlam olduğunu ifade eder. Çünkü Seyda bu sureden sonra başka bir âleme göç etmiştir. Eğer talebenin eğitiminde bir aksaklık meydana gelse önce kendi oğullarını uyarır, neyin eksik yapıldığına dair onları hesaba çeker veya talebenin hocasına bir eksikliğin olup olmadığını sual eder. En son öğrenciye gelerek bu sıkıntının neden meydana geldiğini sorar. Seyda Fadlullah Hazretleri, talebeleri sadece medresede eğiten bir âlim değildir. Onların nazarında bir model olduğunun bilinciyle hareket eder ve hayatın her alanında sünnete bağlı bir âlim olmaktan asla taviz vermez. Bir gün talebesinin önünde yürürken ayağını yere sürer. Seyda'nın, önünde bu şekilde yürüdüğünü gören talebe şaşkınlıkla kendisine bakar. Çünkü kendisi de böyle yürümektedir. Hemen yürüyüşünü düzeltir. Böylece Seyda, ayağı yere sürterek yürümenin sünnete muhalif olduğunu hal diliyle talebesine öğretir. Onun yetiştirmiş olduğu talebeler incelendiğinde Allahu Teâlâ'nın emrine uygun yaşamaya gayret eden, helal ve haramlara dikkat eden kişiler olduğu görülür. Seyda talebelerinin sadece manevi ihtiyaçlarını değil maddi ihtiyaçlarını da karşılamaya özen gösterir. Talebelerin yemekleri her gün kendi evinde yapılır ve gönderilir. Bir gün Seyda Fadlullah Hazretlerine medresedeki talebelerin yemesi için sadaka niyetine kesilmiş bir kurban getirilir. Seyda eve neşeyle gelerek “Bugün talebelerin eti vardır” der. O gün talebeler et yiyecek diye sevinçten gözlerinin içi parlar.
Medreseye gidemediği zamanlarda evinin balkonuna çıkar talebelerin metin okumalarını dinler, onların seslerini keklik sesine benzetir. Talebesi eğitimini bitirdikten sonra da onlarla alakasını kesmez. Onlarla adeta baba evlat ilişkisi kurar, onların bütün dertleriyle ilgilenir, onları evinde ağırlarken çok şef katli ve cömert davranır. Kendisinin çok ciddi göz ve kalp rahatsızları vardır, hastalık dönemlerinde dahi talebenin dersini geçmesine çok önem verir, onları durumlarını takip etmede hassasiyetini hiç yitirmez. Gençliğinde kendisi bir sohbetinde şöyle söyler: “İlimsiz, talebesiz hizmet olmaz. Âlimsiz ümmet olmaz.” Esasında Seyda, aynı anda pek çok kolda ilmi faaliyetler içerisindedir. Özellikle divandaki medresesinin ilk yıllarında bir yandan talebe yetiştirirken bir yandan da kendisi Molla Muhyeddin Hazretlerine intisap ederek amel etmeye başlar.
- tarihinde oluşturuldu.