"İNSANLARIN EN HAYIRLISI İNSANLARA FAYDALI OLANDIR”

Bismillahirrrahmanirrahim. Vessalâtü vesselâmü alâ seyyidinâ Muhammedin nebiyyül ümmi ve âla âlihi ve sahbihi ecmaîn.

“Rabbişrahli sadri ve yessirli emri. Vahlul ukdeten min lisani yefkahu kavli.”

 Allah Teâlâ'dan gerçekten korkanlar alim-i rabbanilerdir. İki tane alim çıkabiliyor, biri insanları Rablerine ulaştıran alimi rabbaniler diğeri de  uzaklaştıranlar.  Gerçek manada Allah'tan korkan kullar arasında alimi rabbanilerden bahsedilir. Efendimiz(s.a.v)"Aranızda Allah Teâlâ’yı en çok tanıyan ben, dolayısıyla en çok korkan da benim."diyor. (Buhârî, İ'tisam 5, Edeb 72) Bir şeyden korkmamız için veya bir şeyi hakkıyla sevmemiz için onu tanımamız gerekir. Tanımadığınız, görmediğiniz bir şeye ilgi  duymanız zor, tanımak lazım. Örneğin Peygamber Efendimize(s.a.v) ilgi duymak istiyorsanız tanımanız lazım, Allah da hakeza öyle bilmek lazım. Bu bilmenin de belirli merhaleleri vardır: ilmel yakin, hakkel yakin, aynel yakin. Kitaplardan tanıyabilirsiniz,bu ilmek yakin;  görür vakit geçirirsiniz, hemhal olursunuz tabi bu en zirve tanımadır aslında  aynel yakin. Dolayısıyla sahabenin yüksek derecelerine ulaşmalarındaki mesele de Peygamber Efendimizi(s.a.v) görme ile olmuştur. Gördüler, tanıdılar dolayısıyla bildiler; bu nedenle de bilgileri en derinden olmuştur. Derin bir muhabbet, derin bir aşk duydular ve o aşk ile de onlar yavaş yavaş benzemişlerdir.

İnsanın fıtratında vardır, neyi seviyorsa, neye ilgi duyuyorsa, beden kılıfı arkasındaki insan, Allah’ın mukaddes gördüğü hazreti insan sevdiğine benzemeye başlar. Benzer, benzer adeta bütünün, sevdiğinin bir parçası haline gelir. Hatta Allah’a karşı da öyle oluyor."Kulum nafile ibadetler yapmak suretiyle bana yakınlaşır hatta onun gören gözü, işiten kulağı, yürüyen ayağı, tutan eli olurum."( Buhârî, Rikak 38) Yani fenafillah makamıdır. Bilme ve tanımanın ilim vasıtasıyla birinci merhalesi odur. İnsan ilim okur, bilgi sahibi olur, ilmel yakin olur ama bu yetmediği için evliya-i izame, ulema ilmin zirvesinde olan bu insanların hepsi tasavvufa iltica etmişlerdir. Mevlâna Halidi Bağdadi (ks)ilmin zirvesinde olan bir insan. Öyle meşhurdur ki  ilmin zirvesinde olan  binlerce zata ders veriyor. Şu hadisi okuyunca bu iş ilimle olacak bir şey değil diyor:"İnsanlar helâk oldu, ancak alimler kurtuldu. Alimler de helâk oldu ancak ilmiyle amel edenler kurtuldu. İlmiyle amel edenler de helâk oldu ancak ihlâs sahibi olanlar kurtuldu. İhlâs sahibi olanlar da büyük bir tehlike içindedirler." (Sağânî, Mevzûât, 39; Aclûnû, Keşfü’l-Hafâ, II, 433 Hadis No: 2796 ; 2/280 no: 2795) Bu hadis şunu ifade ediyor: Öyle bir zaman gelecek ki adeta dünyada bir virüs peydah olacak, manevi virüs diyebiliriz, manevi tehdit. Tüm insanlara peydah olacak, nüfuz edecek ve bu virüs karşısında kimsenin yapacak bir şeyi yok, hepsi helak olacak. Manevi bir virüs bu günümüz virüsleriyle karıştırmayalım ama meseleyi iyi anlamak adına kasten örnek veriyorum, ilmi güçlendirenlere bulaşamayacak ama sonra adeta yapısını değiştirip alimlere de bulaşacak,  sonra ilmi amele dönüştürenlere bulaşamayacak, sonra akıl ibadeti, beden ibadeti yapanlara da sirayet edecek sonra ihlas meselesi devreye giriyor. Kalbi ihlas ile beslenen yani iman ile amel eden, oraya sirayet edemiyor. İşte kalp meselesi işin içine giriyor. Mevlâna Halid-i Bağdadi (ks) bu mücadelenin ilimle olmayacağını, âlimlerin bile yenik düştüğünü görüyor, direnç gösterecek şeyin kalp olduğunu, ihlas olduğunu görüyor. Bunun için karar veriyor, birkaç yere müracaat ediyor. Gönlünü aydınlatacak kişinin Hindistan’da Seyyid Abdullah Dehlevi(ks) olduğu söyleniyor ve yola çıkıyor. Kalp meselesi var burada Kuran’da da vurgulanan kalp, o bildiğimiz kan pompalayan değil de  Allah Teâlâ’nın beytullahı diye nitelendirdiği manevi kalp. Allah Teâlâ’nın yere göğe sığmam, ancak mümin kulumun kalbine sığarım, dediği kalp meselesi “Yevme lâ yenfau mâlun ve lâ benûn. İllâ men etâllâhe bi kalbin selîm”-“ O gün ki ne mal fayda verir ne oğullar. Allah’a arınmış bir kalp ile gelen başka”(Şuara 88-89) Ayetin vurgusunda haşyet var, sadece aklı nurlandıran bir bilgiden bahsetmiyor Allah. Hakiki bir kalp, kalbi selim, nasıl ki mal mülk dünya akçeleri dünyada sıkıntıları gideriyor ama bilin ki ahiretin akçeleri değişiktir, o gün geldiğinde  mal mülk size fayda vermeyecek, evlat da fayda vermeyecek. Peki ne fayda verecek? “İllâ men etâllâhe bi kalbin selîm”, iman edenler, neye göre iman etmiş? Nefsin arzu isteklerine göre mi, Allah'ın verdiği bir projeye göre mi kalbi iman eden? Eğer kalp Allah'ın isteğine göre inşa edilmişse, imar edilmişse işte o kalp, sahibine menfaat verecek, aksi halde menfaat vermiyor. Ne de dünyadaki mal. Hiçbirisi menfaat vermiyor. Hatta o kadar önemlidir ki Rasulullah(s.a.v) diyor:“Kıyamette herkes, şu dört suale cevap vermedikçe hesaptan kurtulamaz: Ömrünü nasıl geçirdi?,  İlmi ile nasıl amel etti?, Malını nereden, nasıl kazandı, nereye harcetti? Bedenini nerede yordu?” [Tirmizi] Ahiret günü Allah'ın huzuruna hesap vermek maksadıyla çağrılınca, sorgulanınca, Allah Teâlâ hesabını soracak . Ben dünyada her ne verdiysem örneğin mal, mülk ,zihin niçin verilmiş, irade niçin yaratılmış, yani bunların bir kullanma kılavuzu vardır. Hangi amaçla kullandın bunları? Soracak söyle bakalım bedeni ne için kullandın? O da "Senin için kullandım, cihat ettim ve nihayet şehit oldum."diyecek.Biri gelecek servet, biri gelecek akıl, bilim, fonksiyon. O zihnî fonksiyonu nerede kullandın? İradeyi devreye sokarsın kalkar abdest alırsın. Hulasa ibadetin de çeşitleri vardır, beden ibadeti, kalp ibadeti, akıl ibadeti vardır. Fakat orada Allah diyecek şehit olan insana, hayır benim için yapılması gerekirken işin içine riya girdi, dünya ehli senin hakkında ne kahraman yiğit desin diye yaptın, ben de o isteklerini dünyada iken yerine getirdim arkadan senin için böyle dediler, benim için yapmadın. Kalpte bir ibre sapması var. Ne kadar önemlidir. Mesela   insan bazen  çok ibadet eder ama kalp Allah'ın istediği şekilde iman etmemiş. Kalbi felce uğratan, yerle yeksan eden virüsler bulaşmış oraya. Mesela nedir bunlar? Riyakârlık, kibir, enaniyet vardır. Bunların her birisi kalbi yerle bir edecek başlı başına öldürücü virüs gibidir. Yani evvela insan için lazım olan kalbi tahliye ,tasfiye ve stabilize etmek ve hijyenik ortamlar. Tasavvuf insanın arınması noktasında adeta hazır sahadır aslında. İnsana dışardan bulaşacak virüs ve mikroplardan bir an önce arınabilmek için tek hazır sahadır. İster doktor olsun ister âlim olsun, bu tür mikroplar insana bulaştığı vakit yerle bir ediyor. İnsana bulaşmışsa manevi mikrop bundan tövbe etmek, tasavvufa idame etmek, hatme, sohbet, evradu ezkâr, yani bu ulemanın yolunu takip etmek, yaptıklarını yapmak, dediklerine riayet etmek. Dünya sağlık örgütü bir şey söylüyor hepimiz tamam, baş göz üstüne diyoruz. Dünya manevi örgütünün başı Resulullah'tır(s.a.v). Tedirgin olmamız lazım mesela cehennemden bahsediyor, basit bir şey değil. Ahiret işi dünya işinin daha önündedir ve insanın daha tedirgin olması lazım. Cehenneme girme meselesi varken daha önemli bir dert olmaması lazım. Veyahut cennete giremeyeceğim, cennet elden gidecek. Bu husustan önemli bir konu olmaması lazım insan için. Hatta Rasulullah(s.av) diyor: “Mutu kalbe ente mutu” Ölüm sizi uyandırmadan evvel uyanmaya bakın."

“Dünya gurbetinde olduğunu unutma ve hep bir garip gibi davran ya da bir yolcu gibi yaşa. Asıl ve ebedî vatanına gideceğine öylesine inan ki, ölmeden önce ölmüş ol ve kendini kabir ehlinden say!”(Tirmizi, Zühd, 25; İbn Mace, Zühd, 3; Müsned, 2/24, 41, 131) yani bakın ne yapıyorsunuz? Ey netesebun( Ey insanlar), bu gidişat nereye, Allah’ı kalbinizden silip atmışsınız, Allah'ı terk etmişsiniz, nereye gidiyorsunuz? Ne diyor Kur'an-ı Kerim “Ve lâ tekûnû kellezîne nesûllâhe fe ensâhum enfusehum…”(Haşr 19) Sakın öyle bir hayat yaşamayın öyle bir hayat ki Allah'ı unutuyorsun, Allah'ı unutursan ne yapar Allah Teâlâ, size mekanik bir hayat yaşatır. Öz benliğinizi size unutturur, tüm insanlar size gelir “-Ya sen ne yapıyorsun, kendine gel!” der ,siz kendinizi tanıyamazsınız, bilemezsiniz. Zihin Allah ile Peygamber ile irtibatını devam ettirdiği sürece hayatını sürdürür. Onlarla irtibatı kesince zihin, akıl, ruh yaşamını yitirir, Allah Teâlâ öyle yaratmıştır. Yani biz iç dünyamızı, kalbimizi bağlantılı tuttuğumuz sürece fonksiyonu devam eder aksi halde manevi bir ölüm hali olur. Evet biz hareket ediyoruz ama erişim yok, erişemiyoruz Allah Teâlâ'ya. Tasavvufta insanın mürşidi, Peygamber varisi ile irtibatı insanın hayatını idame ettirir, aksi halde yaşamını bitirir zihin, akıl, ruh. Onun için Allah  Teâlâ sakın hayatınızı Allah’ı unutan kimseler gibi sürdürmeyin ,diyor. Yani  alakanızı nesneler üzerinde yaparsanız, bağı bunlarla kurarsanız Allah öz benliğinizi size unutturur yani mekanik bir hayat sürersiniz. Ruh ve kalpten habersiz yaşarsınız. Bol bol ameli salih,  bir doktor tavsiyesi gibi inşallah. Mesela insan için bir sürü tedavi yöntemi, bir  bir sürü tarif vardır. Şunu yiyin, bunu yiyin. Şimdi siz tasavvufa girdiğinizde, tabi bir sürü mikroplar vardır bunun için bir savunma mekanizması gerekir. Bunun için ne yapılıyor? Önce vird ile kalbe direnç verilir. Hijyen için mikrop bulunan yerlere girmeyin, bir hazır sahaya girin. Bu hazır saha noktasında, size farkında olmadan sirayet edecek mikroplardan korkmuyorsun. Ama önce ne yapıyorsun bir tövbe. Yani aslınıza dönün, bir format atın adeta. Başta bu tavsiye edilir sonra üzerine zikir inşa edilir. Diğer ibadetler bunun üzerine inşa ediliyor, o zaman erişim sağlayacaksın sen. Allah Teâlâ ile, Peygamber Efendimiz(s.a.v) ile erişim sağlayacaksın. Erişim olduğu zaman kendine geleceksin. Erişim olmadığı zaman  tüm fonksiyonlar çöküyor, kontrol edemezsin. Alâka kurduğun sürece hayat devam eder. Bunlar Allah'ın, Peygamber Efendimizin (s.a.v)sözleridir, ben mealen söylüyorum tabi. Gündeme de indiriyorum ki anlayabilelim. Çünkü insanlar tedirgin oluyor ama en büyük tedirginlik en büyük gündem cehenneme gitme meselesi olmalı. Dünya da bizim için önemli tabi, ahiret de bizim için önemli. İkisinde de başarı göstermemiz lazım , çok fonksiyonlu bir insan yapısı olması lazım.

 Tasavvufa göre akıllı insan kime denir, ahmak insan kime denilir? Ehli dünyanın tanımına değişik tanım yaparlar. Mesela dünya tanımına göre başarı gösteren insan akıllıdır. Tasavvufta öyle değildir, tasavvufta akıllı insan din ve dünya noktasında başarı gösterendir. Bu ikisini bir arada götüren insan akıllıdır bizim tanımımıza göre. Meczup insan kimdir? Dünyasında aklı çok çalışmıyor ama ahiret dünyasında ciddi başarısı var. Ahmak insan kimdir? Dünyasında ciddi başarı sergileyebiliyor ama ahiret noktasında fonksiyonları ölmüş bağlantı olmadığı için. Ahiret konusunu anlayamıyor ama dünyayı sual etsen acayip bir zekası var. Dolayısıyla tasavvufta buna ahmak deniyor çünkü beynin iki taraflı çalışması lazım. Bütün ihsan edilen şeyler, ne için yaratılmışsa onu orda kullanma mükellefiyeti var. Aklı, zekayı, bedeni, kalbi kullanacak. 

Resulullah(s.a.v) diyor:"İnsanların en hayırlısı insanlara faydalı olandır.” (Feyzü’l-Kadîr, 3/481)  Toplumun hayrına bir şey ifa etmek halvetten çok daha hayırlıdır. Bir insan tamamen kendini tecrit edip topluma veriyor. Toplumun içinde bulunarak onların dertleri ile ilgilenmek, münzevi bir şekilde kendini Allah'a vermekten çok daha ötedir. Dünya işini de yapar, insan aciz değildir. İrtibatı kurduğu sürece çok daha mükemmelleşiyor insan. Başkalarının göremediğini görebiliyor. Katarakt gibi göze perde geldiğinde kalınlığına göre, insan görmesi gereken şeyleri göremiyor. Kalbin merhalesi de öyledir. Tasavvufa girdiğin zaman perdeler kalktığı zaman adeta katarakt ameliyatı olmuş gibi fonksiyonlar müthiş bir şekilde çalışmaya başlıyor. Son nefeste iman ile gitmeyi nasip etsin Allah, iman bizim anahtarımızdır, iman ile gitmediğinde kapıyı açamazsın Allah muhafaza etsin.

 

Seyda Alameddin (k.s.)

  • tarihinde oluşturuldu.

Nurşin.com | 2025 | Tüm Hakları Saklıdır.