KALPLERİN İHYASI ÇOK ÖNEMLİDİR

Bismillahirrahmanirrahim Elhamdülillahi Rabbil âlemin vesselatu vesselamu ala seyyidina Muhammedin nebiyyil ümmi ve ala alihi ve sahbihi ve sellim.

Allahu Teâlâ, günah işleyebilme potansiyeli olan bir toplum yaratacaktı ki tevbe etsinler ve rahmetinin tecellisini, enginliğini fark edip bilsinler. Tabi bu hadis -haşa- insan günahtan masum anlamında değildir. İnsanın günah işlememesi, hastalığın kendisine bulaşmaması adına çok dikkat etmesi, mesafeli olması lazım. Manevi hastalıklar ki bunların içerisinde maddi günahlar vardır: kumar, içki, zina gibi. Ama bunların yanında manevi günahlar da vardır hemen kalbi hedef alan. Bunlar dünya sevgisidir. Kalbin dünya ile tefekkürüdür, dünya ile beslenmesidir. Bunlar manevi günahlardır ki kalbe, imana ciddi anlamda zarar verir. İnsanın muhakemesini, mantığını kapatır. Hakikati görmesinde perde olur. Bu yönüyle hadisi şerif öyle ifade ediyor: Bunlar günah işleyeceklerdir, o potansiyel vardır. Bunlar şeytanın çelmesine takılır ve sonra Allah'a yalvarır ve Allah’ın engin rahmetini görür.

İmam Busuri (k.s) der ki: "Yâ nefsü lâ teknati min zelletin azumet innle kebâire fi ğufrani kel lememi.”

"Ey nefsim ! İşlediğin büyük günahlar yüzünden Allah'ın rahmetinden ümidini kesme. Çünkü O'nun mağfireti yanında büyük günahların affı küçük günahlar gibidir.” Senin işlediğin günahlar, Allah’ın sonsuz rahmetinin yanında denizin, okyanusun üzerine çıkan köpük kadar hükmü yoktur. İnsanın günahları hastalık gibi görmesi, dikkat etmesi lazım. Bu günahları 2 kategoride görmek gerek: Maddi günahlar var ki insanlar bunlardan tevbe ediyor, Allah’tan af diliyor. Manevi günahlar var ki çoğu insan bunların çok zarar verdiğinin farkında değil. Allah’a kulluk eden insanın dünya sevgisi olamaz. Dünya ile insanın kalbi arasında bir bağ kurulup sevgisi kalbe girdiği zaman büyük bir yasak çiğneniyor o zaman. Bundan dolayı af dilemek lazım. Kalbi yalnız Allah'a tahsis etmek lazım, yalnız Allah'ın sevdiği şeylere tahsis etmek lazım. Kalp hanesinde bize Allah'ı hatırlatan, ahireti hatırlatanlar olmalı: Allah dostları, peygamberler hatırlatıcıdır, davet edicidir. Onlar kalbe nakşedildiğinde insan tüm günahlardan beri olur inşallah hayat bulur. İnsanın kemalleşmesi noktasında aracılık yaparar. Malum İnsanı kemalâta eriştiren letaifler vardır: kalp ruh,sır, hafi ahfa gibi. Bunlar insanı arş-ı kemalat dediğimiz en üst noktaya çıkarmada birer hizmetkardır. İnsanın zâhirî uzuvları arıza verebildiği gibi, göz nurunu, kulak işitmeyi kaybedildiği gibi manevi organları da öldüren şeyler vardır. Kalbe en zararlı olan şey dünya sevgisidir fakat kalp de boşluk kabul etmiyor. Kalbi, insana ahireti hatırlatacak Allah dostlarına bağlayıp kalbin gördüğüne bağlanması çok daha kolaydır. Peygamber Efendimizi (s.a.v) görmediğimiz, o dönemde yaşamadığımız için kalplerin bağlanması çok zor. Fakat kalbe Peygamber Efendimizi (s.a.v) hatırlatan, sıfatlarını taşıyan zâtlara karşı kalp rahat bağlanabiliyor. Numune olarak gördüklerini kabul edip bağ kurabiliyor. Ama göremediği duymadığı şeylere karşı da bağ kurması çok zordur. İnşallah bu noktada kalbinizi Allah’ın istediğine bağlayın. Tevbe istiğfar edin. Kalbi Allah’ın istediğine bağlayın. Bu noktada inşallah kalbi hayata döndürmek, canlandırmak, mükemmelleştirme denilen insanı istenen kıvama ulaştırmak gayreti içinde olalım. Bu uzuv, bu kalp çok narin. Peygamber Efendimiz (s.a.v) öyle ifade ediyor. Mesela göz, en ufak bir şey çarptığında bile kör olabiliyor. Göz var ama görmüyor. Kalp var ama hissetmiyor. Peygamber Efendimiz (s.a.v) çokça yüksek sesle kahkaha atmanın dahi kalbe zarar verdiğini, söylüyor. Yani kalbi öldürebilir. Yani hamil olan bir annenin taşıdığı çocuğunu düşürmesi gibi çok narin. Gülmeyi çok yapmayın, kahkaha atmayın, bunu sıklıkla tekrarlamayın. Çünkü insan kalbini öldürüyor. Neyi kastediyor? Kan pompalayan kalp değil tabi. Belki zamanında ölmüş biz farkında değiliz. Gözü kör olan ikinci defa kör olamaz, o zaten kör. İkinci defa kırık yaşamaz, ikinci defa ölmez. Bu noktada kalp öldüğü vakit bazen namazın ihyası da işe yaramıyor. Tasavvufa onun için girmiş insanlar, âlimler, ulemalar. Kalpleri ihya için. Gözü kör olan biri, gözleri açtıran bir doktor varsa iltica etmişlerdir. Oradaki metot, evrad. Onların kalbi diri olduğu için o büyüklerin sohbet meclisine oturanların bilginin ötesinde kalplerini ihya ettikleri için o kelimeler canlıdır. Ama insanın kalbi ölü olursa ağızdan hadis de çıksa tefsir de çıksa Allah kelamı da çıksa, hangi kelam çıkarsa çıksın kalp ölüyse kelimeler de ölüdür. Düşünün bir insan ilaç satıyor ama hiç faydası yok fakat bir insan ilaç satıyor faydalıdır, fayda tespit edilmiştir. Diğerleri yüzeysel, kabuktan ibaret. Görünüm ilaç ama içi boş. Kalplerin ihyası önemlidir. Kalp ihyası nedir? Sevginin içine dolması, Peygamber Efendimizin (s.a.v) sevgisinin kalbe dolması. Kalp bağı yoksa kelamlar anlam ifade etmiyor ama tabi severse, kalp bağı kurulursa çok kıymetlidir. Bir insan birini çok seviyor ve ondan mektup geliyorsa düşünün hemen yapayım, der. Ama bağ yoksa, sevgi bağı yoksa ona mektup gelse ve birtakım istekler olsa mektupta, onun için bir şey ifade etmez, köşeye atar. Bazen birkaç mektup daha gelir, bazen kabul eder, bazen o çağrılara kulağını tıkar. Bazen telefona çağrı gelir o insanı sevmiyorsa cevap vermez ama seviyorsa hemen cevap vermek ister. Çağrı gelmezse kendi arar, telefon kapalıysa onunla irtibatlı olanlarla bağ kurmaya çalışır. Sorar durumunu; nasıl acaba, benimle küstü mü… En önemlisi kalbin ihyasıdır, inşallah bu noktada Allah'a önce tevbe edeceğiz ve haram olan şeylerden uzak duracağız. Kalp besinsiz kaldığı, zayıf düştüğü için ibadetimizi yapacağız. İbadet böyle dar bir şekilde değil, öyle anlamamak lazım. Kuran-ı Kerim, amel-i salihin vurgusu yapıyor. Amel-i salihin şemsiyesi çok geniştir. İslam’a hizmet etmemiz lazım. Kalpleri ihya etmemiz lazım. Allah’ın sevgisinin kalplerin içine yerleşmesini murad edenler yolu şudur, başka kulların kalplerine Allah sevgisini yerleştirmeye çalışsınlar. Bu gayret içinde olalım, insanları tövbeye davet edelim. Şunu bildik ki dünyaya geldik gayemiz budur. Ben kurtulayım, cennete gireyim, gerisinin canı cehenneme demek Müslümanca bir karakter değil, bir peygamber karakteri değil, bir Allah dostu karakteri değil. Esasen mesele şudur, Efendimiz (s.a.v) en iyi karaktere  sahip insan, kendi nefsini düşünen değil de başkalarının menfaatini düşünendir. Bu menfaat manevidir. Müslümanın dünya ile bağı yoktur ama dünya ile epeyce işi vardır. Ona da dört dörtlük sarılabilir, dört dörtlük yapması gerekiyor. Dünyasını da ihya etmesi gerekiyor, ahiretini de hakeza öyle ama dünya ile bağı olmaması lazım. Bağ dediğimiz gönül bağıdır; bunun olmaması lazım, dünyayı sevmemesi lazım. Dünyanın araç olduğunu unutmaması lazım. Ahiret yönündeki avantajından yararlanması lazım, infak etmesi lazım. Malıyla, nefsiyle imtihan ediliyor insan. Bu mal asansör gibidir. Avantajı da vardır dezavantajı da. Esfel-i safilin dediğimiz battıkça batırabilir. Mevlâna Hz. denize benzetiyor. Denizin üzerindeki gemide delik bulunur o suyu içine alırsa batar, eğer delik olmazsa içeri su sızmazsa onu Allah’a yüzdüren ciddi bir vasıtadır. Dünya malı için söylüyor bunu. İnsan bu anlamda dünya malına dört elle sarılsın lakin niyet Allah’a varma noktasında infak etmek, harcamak olsun. Bu şekilde yaptığımız zaman yaptıklarımız da ibadet olur. Evrad u ezkara da önem vermemiz lazım; hatme, rabıta ve virde önem vermemiz lazım. Bu neye benziyor insan vücudu ruhu taşıyan binek hükmündedir. Nasıl bir bineği üç-dört besliyoruz, zararlı ortamlardan koruyoruz. Yeri geliyor dezenfekte ediyoruz. Mesela hastalıklı ortamlardan uzak durmaya çalışıyoruz. Gelecek olan hastalığa karşı tedbir almaya çalışıyoruz. Demek oluyor ki ruhun da beslenmeye ihtiyacı vardır. Beslenme de zayıf olur, zayıf olursa ne olur? En ufak bir vesvese diyelim ki sokakta namazsız, İslam’a ilgisi olmayan biri ile karşılaştınız, size burada neden duruyorsunuz, dedi. O bir kelime öyle zehirlidir ki insanın bağışıklığı da zayıfsa bir anda o mukavemet, bağışıklık sistemi çökebilir. İbadetin tadını, kokusunu götürebilir, isteğini götürebilir. Komaya sokar adeta bazen de öldürebilir ve bu kelimeye karşı yüzlerce âlimin sözünü getirseniz tesir etmez. Onun için insanın bedenini korumaya çalıştığı gibi, kalbi ruhu canlı tutan, ihya eden, besleyen antikor hükmünde olan günlük hatmemizi, rabıtamızı yapması lazım. Kalp boşluk kabul etmez. İnsan, bugün kazanç elde etmedim ama zarar da etmedim düşüncesine kapılmasın çünkü kalp boşluk kabul etmiyor. Siz Allah için kullanmazsanız onu şeytan nefs kendi için kullanır. Müfessirler der ki, insan zikrettiğinde şeytan ondan kaçmaz, birkaç metre uzak durup pusuya yatan bir sırtlan gibidir. Siz zikirden uzaklaştığınız andan itibaren size saldırır. Bu saldırı bazen insan görünümlü şeytandan gelir, ok atar birkaç tane. Siz iyi beslendiyseniz bunların zararı yoktur, iyi beslenmediyseniz zehirleyebilir. Dışarıdan bir kelime sizin 30-40 yıllık emeğinizi götürebilir. 30-40 yıllık ibadet ü taatten sonra küçük bir vesvese hepsini götürür. İnşallah çok ibadet etmek lazım. Çevremize de ciddi anlamda fayda sağlayalım. Bize emredilen vazifelerdendir. Ümmetler arasında en seçkini sizsiniz. Sizin de karakteristik yapınız şudur ki emri bil maruf nehyi anil münker. Örneğin mescidi hazırlarlar, davete davet ederler. Bunun için gereken araç gereç ne ise hazırlarlar. Bulunduğunuz yer çok kıymetli elhamdülillah. Seyda-i Tağî (k.s), Muhammed Diyaûddin (k.s) gibi zatlar var yani öyle bir temeldesiniz ki, çeşmenin başında istifade ediyorsunuz. Bu noktada elinizde hizmet edebileceğiniz çok kutsi doneler vardır. Hizmet edecek manevi akçelerimiz vardır. Bu noktada çok zenginsiniz, çok şeyler yapılması gerekiyor. Öyle bir silsileye tabisiniz ki; tasarrufları, himmet ve bereketleri üzerinizdedir. Bunu fırsat bilelim, kazanmaya bakalım. Şunu da söyleyelim yanlış algı olmasın İslam’a hizmet diyoruz aslında İslam’ın hizmete ihtiyacı yoktur bilelim, Allah da sana muhtaç değil. Peki bu noktada neye hacet vardır? Senin geleceğin için hacet var. İnsan çalışıyor mesela geleceği için insan planlar bir sonraki yarın var bir sonraki yarın var. Bir de bir sonraki yarın var ki Kuran şu ifadeyi kullanır, o yarın ahiret günü. O gün için herkes bir hazırlık içinde olmalı ve kim çalıştıysa ona verilecek. Ve Allah zulmetmez yani siz birini azarlayacaksanız kendi nefsinizi azarlayacaksınız. Allah bugüne kadar çalışanların ecrini mükâfatını zayi etmemiştir. Bu edep ile bu adap ile edebinizi koruyun. Dünyaya niye geldik, Yaratıcınız ne istiyor, yaradılış gayesiniz nedir? İyice tefekkür etmek lazım. İnsan nefsinin öyle bir yapısı var ki sürekli zehirli bir salgı üretiriyor o da şudur: İnsanın muhakeme etmesini önlüyor. Herkes için ölüm söz konusu der ama gerçek anlamda kendisini asla düşünmez. Bu mantığını zedeleyen şey nefistir. Öleceğini bilenin dünya ile bağı kalmaz. Çalışmaz mı çalışır ama Allah yolunda. Bizimle Allah arasındaki en büyük engel nefistir. Nefsi de terbiye edecek tasavvuf ise çok önem vermek lazım. Okula giden talebeden daha çok. Talebe feda ediyor vaktinden uykudan, biz de ahiret için öyle olacağız.

Ve sallallahu aleyhi vesellem…

Seyda Alameddin (k.s.)

  • tarihinde oluşturuldu.

Nurşin.com | 2025 | Tüm Hakları Saklıdır.