SİZ ÖNCE MÜSLÜMAN, SONRA DÜNYALIKSINIZ

Edep her şeyden önemlidir. Hem ruhi adap hem de fiziki adap. Edep, had bilmek demektir. Haddimizin sınırını bilmek lazım. Edebin zıddı ise kibirdir. Kibirlenmek, Allah Teâlâ’ya (c.c), mahsus bir durumdur. Siz haşa ilahiyet, uluhiyet iddiasında mı bulunuyorsunuz ki kibirleniyorsunuz? Kul, abd; Allah’a karşı haddini bilmeli, edebini korumalı. Aynı şekilde Hz. Peygamber’e (s.a.v) karşı edebini bilmeli, Evliya-i İzameye (k.s) karşı edebini bilmeli. Hz. Peygamber (s.a.v) Allah’ın elçisidir, ona karşı had bilmeli. Evliya-i İzame (k.s), Allah Teâlâ’nın (c.c) halifi, Peygamber (s.a.v) varisidir, onlara karşı had bilmeli. Onların (k.s) statüsünü bilmek lazım. Onlar (k.s), Allah Teâlâ’nın (c.c) namıyla konuşurlar. Onlar; Allah’ın varisleri (c.c), Hz. Peygamber’in (s.a.v) varisi, Allah’ın (c.c) halifidirler.

İnsanın insana karşı had bilmesi lazımdır. Bir Müslümanın Allah’ın yarattıklarına karşı haddini bilmesi gerekir. Müslüman, kalp kırmamalıdır. Kibir, gurur insanın şanından değildir; insana edep yakışır. Kibirlenmek Allah’a (c.c) mahsustur. İnsan ne zaman böbürlense, haşa, farkında olmadan uluhiyet iddiasında bulunuyor. Bu mevzuda inşallah çok dikkatli olmak lazım.  İbadette, namazımızda had bileceğiz. Buna ruhen inandığımız gibi, fiziksel olarak da davranışlarımıza yansıtacağız. Çünkü Allah (c.c), inandığımızı somut adımlarla tasdik etmemizi, tescillendirmemiz istiyor. Şahit tutun, diyor. İç aleminizde namaz kılın ama dışınıza da namazı yansıtın. Mesela namazı bir egzersiz gibi görmemek lazım. Kulluk iddiasını ispat etmek lazım. Allahu Teâlâ (c.c) muvaffakiyet versin, din dünyanıza yardımcı olsun.

Hizmet büyük bir nimettir. Ahiretinizin temelleridir. Allahu Teâlâ (c.c),  bizi inşallah ahirette oraya gönderdiğimiz ameller ile mükafatlandıracak. Muhakemesi ona göredir. Siz size ait olan vazifeyi, sorumluluğunuzu yerine getirin. Öbür tarafta Sâdât-ı Kiram (k.s), Peygamber (s.a.v) size yardımcı olacak. Rasulullah (s.a.v) bana yardımcı olun, buyuruyor.

Rasulullah (s.a.v) kızlarına: Sakın ha, diyor; peygamber kızı oldum yani nasıl olsa biz peygamberin çocuklarıyız itikadıyla Allah’ın size kıldığı sorumluluğu ihmal etmeyin, ihmal ederseniz ben de sizin adınıza bir şey yapamam. Siz size ait vazifeyi yerine getirin. Ben öbür tarafta eksiklik noksan varsa şefaat edeceğim, diyor. Resulullah'a (s.a.v), niçin gece vakitlerinde bu kadar çok namaz, teheccüd namazı kıldığı sorulduğunda Resulullah (s.a.v) Allahu Teâlâ’nın (c.c) gece namazıyla, teheccüd ile şefaat yetkisini artırdığını ifade etti. Onun için teheccüd namazını çok kılıyor ki şefaat alanı çok daha geniş olsun. Ama siz bana yardımcı olun, diyor. Yani Müslümanım deyip namaz kılmıyorsanız bir şey yapılamaz.

Allah (c.c) bütün bu insanları affettim, dese haşa mülkünden hiçbir şey eksilmez. Allah (c.c) çok zengindir. İnsanları cezalandırmaya da ihtiyacı yoktur. Milyonlarca cennet yaratır. Onun hazinesinden yine bir şey eksilmez. Ama biz böyle inanıp sorumluluğumuzu yerine getirmezsek Allah’a karşı saygısızlık yapmış oluruz, ciddiyetsizlik olur. Farz olan ibadetler mutlaka yapılacak, namazlar mutlaka kılınacak. Hayatın her safhasını İslamiyet aydınlatacak. Her hâl ve hareketimiz, Müslüman olacak. Hülasa temiz olalım. Edebimiz çok temiz, tavrımız çok temiz, ibadetlerimiz tertemiz olsun, riyadan uzak duralım. Allah muhafaza riya, küfürdür; şirk-i hafidir. Yani gizli şirktir. 

Siz önce Müslüman, sonra dünyalıksınız. Yani birinci hedef İslam, Müslümanlık olsun inşallah. Davanız bu olsun, başka bir davanız da olmasın. Dünya işini ise en sona alın. Öyle olursa Allah size fazlasıyla inşallah verecek. İslam’ı ihya ettirin. Dağılmayın da, şuurlu bir hedefiniz olsun. Mesela örf ve âdetler altında bazen insanlar eziliyor, yapılan iş farklı bir şeye dönüşüyor. Siz bunların yükünü kaldırın. Eğer kaldırılamıyorsa hizmete dönüştürün, İslamî bir hedefe dönüştürün. 

Bazı insanların enerjisi çok kötüdür. Dört gün temiz bir insanı, bir çocuğu kötü bir insanın yanına verin. Dört günün sonunda o temiz çocuğun ahlakının çok değişmiş olduğunu görürsünüz. O kötü insan, o çocukla hiç sohbet etmese, hiçbir yönlendirmede bulunmasa yine o çocuk etkilenir. Pozitif bir enerji de ruhu aynı şekilde etkiler. Sadece yanında kalsanız, hiç sohbet işitmeseniz dahi ahlak ve tabiatınızı değiştirir. Orada ruhun ve kalbin aldığı, bambaşka bir şey vardır. Yani nasıl ki şeytan insanı bozmak için aracı olarak yine insanı kullanıyor; Allahu Teâlâ da insanların tamirini, insanların ıslahını yine insan neslinden bir zât ile yapıyor. Bu zâtlar peygamberler oluyor, peygamberden sonra ise evliya-i izame oluyor. Allah (c.c), insanlara insan üzerinden tecelli ediyor ve insanları, o insan ile ıslah ediyor. O yüzden tasavvufta mürşide rabıta yapılıyor. Rabıta ile iç aleminizi, düşüncelerinizi nesnelere kapatıyorsunuz. Dünyalık, hayatın içerisinde olan gereksiz unsurları ruhunuzdan çıkarıyorsunuz, hayatınızdan boşaltıyorsunuz. Evlat, mal, dünyalık ne varsa hepsini zihinden silmeye çalışıyorsunuz. Tefekkürünüzü onlardan arındırıyorsunuz. Kalp boşluk kabul etmediği için kalbimizi fuzuli şeylerle doldurmuşsak onların yerine o boşluğa ahireti hatırlatan mürşid-i kâmil yerleştiriyoruz. Onunla bir iletişim kurarak onun yanında, onun enerjisinden etkileniyoruz. Ruhunuza yük olan dünyalıkları silebilirseniz ruhunuz havaya uçacak, o kadar hafif olacak ki Ya Rab ben kendime ne kadar zulmetmişim; bunlar ruhuma ne kadar ağırlık yapmış, diyeceksiniz.

Her gün rabıta muhakkak yapılmalıdır. Ehl-i dünyanın içinde de çok kalınmamalıdır. Mukavemet sistemi, bağışıklık sistemi sohbetler ile kuvvetlenir. Haftada bir muhakkak sohbete gidilmelidir. Her gün muhakkak hatme yapılmalıdır. Müridin bulunduğu yerde hatme yapılırken evinde hatme yapması doğru olmaz. Ancak hatmeye gidemiyorsa evinde yapmalıdır. Bunlara dikkat ederse mürid, aşısını yapmış olur. Mürid, fiziksel olarak dünyanın içerisinde olsun. Hatta dünyanın zirvesine de gelsin. Ancak niyeti dine, İslam’a hizmetkar olmak olsun. Bunun için bağışıklık sistemini çok güçlü kılması lazım.

Her Müslüman, gücü nispetince dine yardım edecek. Bazıları sohbet, hatme yapabiliyor, bazıları sohbet, hatme yerleri açtırıyor. Herkesin kabiliyeti farklı, kabiliyeti ölçüsünce elinden geleni yapacak. Fakir olanın imkânı elvermediği için az yapar, zenginin daha çok yapması gerekir. Zengin ile güçlü, imkân sahibi olanları kast ediyorum. Onların daha çok yapması gerekir. Çünkü Allah bu imkânları ona bunun için vermiştir. Fakirin verecek çok şeyi yoktur.  O kendi imkânları ölçüsünde mesuldür. Ama gariptir ki İslam, imkânı zayıf insanların evlerine gidiyor, onlara daha fazla uğruyor. Zenginin evine ise nadir uğruyor. Onlara İslam çok misafir olmuyor. Mesela erkek, bayan fıtratında erkek daha güçlü yani daha zengindir. Ama İslam, iman, tasavvuf; bayanların hanesine daha çok uğruyor. Sanki cennet kime hasretse onların evine gidiyor. İşte İslam, kimin evine daha çok misafir gidiyorsa o, bir şeyin alametidir. Hadiste cennet ehlinin çoğunluğu gurabadan oluşacak, buyrulmuştur. Yani garip, fakir, zavallı, toplumun hor gördüğü kimseler. Ama işin garip yanı bu insanlar, önceki hayatlarında toplumun içinde çok zayıf, ancak kendi kendini yönetebilen insanlar iken hizmete başlayıp halis muhip olduktan sonra bakıyorsunuz ki devasa yükleri tek başlarına kaldırabilir olmuşlar.

Hz. Peygamber’in (s.a.v) en büyük mücizatlarından bir tanesi Kur’an’dır. Sahabe (r.a), çölde yaşayan, bedevi, cahil, hiçbir şey bilmeyen, sıradan bir toplum iken Resulullah (s.a.v) onları alıp öyle bir zirveye çıkardı ki; bütün insanlığa adeta yönetici hâle geldiler. Resulullah (s.a.v) onları çok kısa bir zamanda mürebbiye, terbiye edici bir kıvama getirdi. Peki bu nasıl oldu? Bu sözün eseri değildir. Sahabe-i Kiram’ın (r.a), Hz. Peygamber’e (s.a.v) olan aşırı bağlılığının yansımasıdır. Seyda-i Tağî (k.s) şöyle anlatıyor: İnsan tasavvufa girdiğinde akli melekeleri olgunlaşır. İlmi çok olan kişi, akıl üzerine inşa edilen bu ilimle artık müthiş bir terakki gösterir, feraset sahibi olur. Müthiş çözümlemeleri vardır, müthiş bir organizasyona sahip olur. O kişinin nakil ilmi artmaz ama mantığa dayalı akıl üzerine inşa edilen ne kadar ilim varsa hepsi müthiş bir artış yapar. Ona gelen akım ve feyz ile tam bir feraset sahibi olur. Yani Allah (c.c), hem dünyada hem ahirette onun üstüne feyzi, kalp ilmini akıtıyor.

 

Seyda Alameddin (k.s.)

  • tarihinde oluşturuldu.

Nurşin.com | 2025 | Tüm Hakları Saklıdır.