İNSANIN AHİRETTE BULACAĞI TEK ŞEY DÜNYADAKİ GAYRETİNİN NETİCESİDİR
Bismillahirrahmanirrahim. Elhamdülillahi Rabbü’l Âlemin. Vessalatu vesselamu ala rasulina nebiyyil ümmi ve ala alihi ve sahbihi ve sellem. Rabbişrahli sadri ve yessirli emri. Vahlul ukdeten min lisani yefkahu kavli.”[1]
Rabbül Âlemin ayeti kerimesinde şöyle buyurur: “Ve en leyse lil insâni illa mâ se’â” (Necm-39) “Ve şüphesiz ki insan, ancak çalıştığını elde eder.” İnsanın ahirette bulacağı tek şey dünyadaki say’in[2], gayretinin neticesidir.
Başka bir ayette Rabbül Âlemin şöyle buyurur: “Yâ eyyuhellezîne âmenû hel edullukum alâ ticâretin tuncîkum min azâbin elîm.
Tû´minûne billâhi ve resûlihî ve tucâhidûne fî sebîlillâhi bi emvâlikum ve enfusikum, zâlikum hayrun lekum in kuntum ta´lemûn. (Saf-10,11)
“hel edullüküm âla ticaretin” sizlere ticaret yollarını göstereyim mi?
Bu öyle kazançlı bir ticaret ki: “tüncikum min azabin elim” muhakkak şahit olacağınız ve yaşayacağınız şiddetli bir azaptan sizi kurtaracak bir ticaret.
O ticaret yolu şudur; “tü’minune billahi” buraya gelmeden evvel Allah’a (c.c) tam manasıyla iman edeceksiniz; “tü’minune billahi ve rasulihi” hem Allah’a (c.c) hem de Allah’ın Rasülün’e (s.a.v); O’nun haber verdiği her ne varsa hepsine iman edeceksiniz.
“Ve tücahidune fi sebilillahi bi emvalikum ve enfusikum” Sonra Allah (c.c) yolunda mücahede edeceksiniz. Allah’ın (c.c) size emanet olarak verdiği bizzat kendi mülkü olan ve sizde duran nefsiniz ile “ve emvalikum” benimdir dediğiniz ama hakikatte Allah’ın olan mallar ile.
Şayet bunu yaparsanız Cenab-ı Allah “yağfirlekum” sizi tertemiz edecek, pak eyleyecek ve cennetine dâhil edecektir.
Allahu Teâlâ Kur’an-ı Kerim’de cennet ehline buyurur ki; “kulû veşrabû henien bimâ esleftum fil-eyyâmi-lhâliye” “Geçirdiğiniz dünya günlerinde işlediğiniz güzel amellerinize karşılık afiyetle gönül rahatlığıyla yiyiniz içiniz.” (Hakka-24)
Sorgusuz-sualsiz arzu ve istekleriniz gerçekleşecektir. Neye mukabil gerçekleşecektir? Allah’ın (c.c) emirlerine riayet ettiğiniz ve dünyada iken Allah (c.c) için harcadığınız günlere mukabil mükafât olarak bugün cennete girdiniz. Cennette sorgusuz-sualsiz olarak hayatınızı sürdürün.
Peygamber Efendimiz (s.a.v) şöyle buyuruyor; “Her insan, her nefs yarın ki nefsi için bir hazırlıkta bulunsun.”
Dünya hayatındayken kendi ahiret hayatınız için hazırlıkta bulunmak gerekir. İki hayatınız var; dünya hayatı ve ahiret hayatı. Hayatınız bütünüyle dünyadan ibaret değildir. Dolayısıyla ahiret hayatına hazırlık dünyada iken yapılmalı. Kendinizi düşünüyorsanız yarın ki nefsiniz için şimdiden hazırlık yapın, tedbirinizi alsın.
Peygamber Efendimiz (s.a.v) şöyle buyuruyor;
“Beş şey gelmeden önce beş şeyi ganîmet bil:
İhtiyarlığından önce gençliğini, hastalanmadan önce sıhhatini, fakirliğinden önce zenginliğini, meşgul zamanlarından önce boş vakitlerini ve ölümünden önce hayatını!”
Eğer bu dediklerime kulak vermez iseniz “fe vellezi nefsi Muhammedin bi yedihi” Muhammed’in (s.a.v) nefsi elinde bulunan Allah’a yemin içiyorum ki: size verilen bu dünya günleri, bu zaman bittiği andan itibaren pişmanlık sizlere fayda vermeyecektir.”
Dünyadaki süre bittiği andan itibaren yapılan ibadetü taat insana fayda vermez; namaz fayda vermez. Ölümden sonra pişmanlık duyarsanız bin kere de tövbe etseniz, bin yıl boyunca da başınızı secdeye bıraksanız, Allah’a (c.c) pişmanlığınızı, nedametinizi ifade etseniz artık fayda vermeyecek.
Resûlullah (s.a.v) öyle ifade ediyor; “Vallahi Allah’a (c.c) yemin olsun ki, insan bu hayattan göç ettikten sonra cennet ve cehennemin dışında iltica edebileceği, sığınabileceği başka bir yurdu olmayacaktır.” Eğer sâlih amel işlediyseniz cennet; eğer dünyanın kadir-kıymetini bilmemiş, ibadet-ü taatin kadir-kıymetini bilmemiş, imtihan şuuru içinde olmamışsanız, bu şuur ile hayatınızı sürdürmemişseniz Allah’tan (c.c) gafil olmuşsanız neuzubillah varacağınız yer ise cehennemdir.
Evliya-ı İzame bu hadise iktisaben; “İnsan dünyada bin yıl mutlu, mesut, huzurlu bir hayat yaşasa cennetin bir gününe tekabül etmez yine insan dünyada bin yıl mutsuz, huzursuz, işkenceli zindan hayatı yaşasa cehennemin bir gününe denk gelmez.” demişlerdir.
Resûlullah (s.a.v) ifade ediyor:
“Cennet ehli cennete girdiği zaman melaike-i kiram tüm hazırlıkları yapmış şekilde cennet ehlini karşılarlar. Sonra Rabbül Âlemin cennet ehline hitaben; “Ey kullarım! Size hazırladığım bu nimetler karşısında rıza gösterdiniz mi, memnun oldunuz mu?” der. Ancak cennet ehlinin tüm bu nimetlere rağmen yüzlerinde bir hayret ve burukluk belirtisi görülür. Bunun üzerine Rabbül Âlemin şöyle buyurur: “Ey kullarım! Bu hayret ve burukluk neden? Burası hayret ve durgunluk yeri değildir!”
Cennet ehli şöyle der: “Ya Rabbi cennet nimetleri had safhada güzel lakin bize ahdin vardı. Biz dünyada iken senin elçin olan Resûlullah’ı (s.a.v) çok sevdik. Dolayısıyla O’nun (s.a.v) sevgisi üzerinden bizim aşk duygumuz Size aktı. Size maşuk olduk. Ve Resûlullah (s.a.v) bize haber vermişti ki; siz hakiki maşuk olan Allah’ı (c.c) cennette göreceksiniz. Lakin bir araya geldik. Ya Rabbi! Şu an sizi göremiyoruz.”
Bunun üzerine Rabbül Âlemin melaike-i kirâma “Gözlerdeki perdeyi kaldırın!” diye emreder. Melaike-i Kiram ise: “Ya Rabbi! Bu gözler dünyada iken harama baktı, bu gözler size bakmaya layık değil.” diyecekler ancak Allah Teâlâ onlara: “Doğru ancak o gözler tövbe ile mâğfiret ile temizlendi. Perdeyi açın!” emrini verecektir.
Gözlerdeki perde açılınca cennet ehli gayri ihtiyari secdeye kapanır. Ve bu secdenin arkasından Rabbül Âlemin şöyle buyurur; “Ey kullarım! Başlarınızı kaldırın. Burası ibadet-ü taat yeri değildir. Meşakket, zahmet, ibadet, çalışma yeri dünya idi. Artık burası arzuların, isteklerin, mükâfatın olduğu yerdir.” Ve sorar: “Ey kullarım burayı nasıl buldunuz?”
Cennet ehli cenneti “Ya Rabbi burası dünya ehlinin gözleriyle görmeden, kulaklarıyla işitmeden, hayal dahi edemeyecekleri nimetlerin olduğu yerdir.” diyerek tarif eder.
Rabbül Âlemin şöyle buyurur: “Ben sâlih kullarım için hiçbir gözün görmediği, hiçbir kulağın işitmediği, hiçbir insanın hatır ve hayal edemediği nimetler hazırladım.”
Cennet; hayatlarını Allahu Teâlâ’nın arzu ve isteklerime göre sürdüren; nefsani arzu ve isteklerinden feragat eden müttakî kullar içindir.
[1] Taha suresi: 25-2
[2] sa’y: çaba göstermek
- tarihinde oluşturuldu.