Zor Olan Cehennem Yollarını Kolaya Çevirmek

Zor Olan Cehennem Yollarını Kolaya Çevirmek

Bismillahirrahmanirrahim Elhamdülillahi rabbil âlemin vesselatu vesselamu ala seyyidina muhammedin nebiyyil ümmi ve ala alihi ve sahbihi ve sellim.

Rabbişrahli sadri ve yessirli emri. Vahlul ukdeten min lisani yefkahu kavli.” (Taha suresi: 25-2)

 “Lehu ma fissemavati ve ma fil’ard.” (Bakara-255) Yerde ve gökte ne varsa Allah’a (c.c) aittir, sadece O’nundur. Mülk, saltanat Allah’a (c.c) aittir. Allah insana ikazda bulunuyor; sen hiçbir şeye malik değilsin. İnsan doğarken fakirdir, hiçbir şeyi yoktur, üzerine bez sonradan örtülür. İnsan ervah âleminden dünya âlemine gelir. Buradan da kabir denilen o kapıdan geçerek toprağın bağrına gidecek. Toprağın rahminden başka bir âleme geçiş sırasında mülk, saltanat, zenginlik arızi bir durumdur. Doğarken fakir doğar, zenginlik sonradan peydah olur.

İnsan bebekken hiçbir şey bilmez fakat bilgi almaya müsait bir şekilde yaratılmıştır. Bilgi sonradan hâsıl olur. Sonradan verilen her şey “lehu ma fissemavati ve ma fil’ard”(Bakara-255) sadece ve sadece O’nundur. Allah’a (c.c.) aittir. Allah (c.c) kendisini tanıtırken: “Allah Hay olan Kayyum olan ve “lehu ma fissemavati ve ma fil’ard” diye tanıtıyor. Yerde ve gökte ne varsa onundur. Bedenlerinizin de maliki siz değilsiniz ki mülkiyet noktasında istediğinizi yapamazsınız. Mal da sizin değil mülkte sizin değil. Eğer sizin olsaydı sizin hakkınız olacaktı ve sizden alınmayacaktı. Fakat insan dünyadan giderken kendisine sonradan verilen her şey kendisinden alınıyor. Malı mülkü burada kalıyor. Neden? Çünkü kendisine ait değildir. Kendi hakkı olsaydı kendi ile beraber götürebilmesi gerekirdi. Eğer kendine ait olan ondan alınsaydı, haksızlık yapılmış olurdu. Allahu Teâlâ haksızlık yapmaz. Bedeni de insana ait değil ki bedenini de burada bırakıyor. Duygularına da hâkim değildir. Ama Allahu Teâlâ’nın yetki verdiği ölçüde tasarruf hakkına sahiptir. Yetkisi kadar yapabilir. Belli bir meşruiyet dairesi çizilmiş,  meşruiyet dairesi kadar kullanma yetkisi vardır. Mal için de böyledir. Beden için de böyledir.  Duygu için de böyledir. Mesela duygu benimdir, mülkiyetimdedir, hakkımdır, yetkisi tümüyle bana aittir. Beden benimdir, istediğim yerde kullanırım, yetkisine insan sahip değildir. Onun için intihar etmek dinen haramdır. Çünkü mülk onun değildir. Başkasının mülkünü yetkisinin dışında kullanıyor o.

Allah’ın (c.c) dışında Allah’ı (c.c) çağrıştırmayan Allah’tan (c.c) gayrı her şey yasaktır. Çünkü duygu yetkisini kullanma alanı dışına çıkılıyor. İnsanın mülk edinme hakkı var mı? Vardır, dünyada kendi hakkı ile çalışırsa, ter dökerse verilen şeyleri Allah (c.c) yolunda harcar ise o zaman mülk sahibi olur. Yani tapusunu alır. O zaman benimdir diyebilir. Hak etmiştir. Dünyada verilen şeyleri eğer baki olan şeyler için harcarsa mülküdür. Ama fani olan bir şey için kullanırsa mülkiyetin dışına çıkıyor ve ona ait olmuyor.  Yarın Allah’ın (c.c) huzuruna gittiğinde kendisinden bu dünya, bu hayat, bu yaşam ondan alınacaktır. Yarın kendi mülkiyetini tapusunu alabilmek için Allah’ın (c.c) ona verdiği zaman, beden, mal, mülk, duyguları Allah’ın (c.c) arzu ve istekleri yani mülkiyeti yolunda kullanırsa kazanır. Ameli salih işlerse; insanın salahiyetine, olgunlaşmasına, mülk edinmesine vesile olacak yollarda kullanırsa elbette ki mülkiyeti olacaktır.

“Ve ma tukaddimu li enfusikum min hayr.” (Müzemmil-20)  Kendinizden evvel gönderdiğiniz amellere yarın siz Allah’ın (c.c) huzuruna geldiğiniz zamanda rast geleceksiniz. Yani onlar dünyada kalmıyor. Onlar ahirete sizden önce gönderilmiş oluyor. Ameli salihlerin Allah (c.c) nezdinde büyük bir karşılığı olduğunu göreceksiniz. Zayi olmadığını göreceksiniz. Bir ev vardı, Allah (c.c) rızası için kullandık. Projeyi Allah’a (c.c) sunmuşsunuz. Bu bir dilekçedir aslında. Allah’ın (c.c) huzuruna yarın geldiğiniz zaman bunların hepsini inşa edilmiş olarak göreceksiniz. Ama kat kat fazlası ile “şer” yolunda adım attınız inşa edilen şey yıkım noktasında bir dilekçe gibidir. Bu sefer inşa edilen şeyleri de siz yıkmış olursunuz.

Kötü duygulara sahip olursanız, bunların başında Seyda-i Tağî (k.s.) âlimin ulemanın helak olmasına sebebiyet veren, zayi eden âlimde dahi müthiş tesir gösteren haset duygusu, topladığınızı yok eder. Cennetiniz için inşa edilen ne varsa hepsini yakıp kül eder. Duyguların bu noktada müthiş bir tesiri vardır. Bir gram yahut bir gramdan daha az miskali zerre atomcuk kadar bir hayır işlediniz fakat bunu işlerken de çok yoğun bir muhabbet ve samimiyet duygusu ile yaptınız. Böyle bir duygudan mahrum kalmış başka bir amel fakat büyüklüğü cesameti dağlar kadar ama duygudan mahrum, ihlastan muhabbetten mahrum ise muhabbetsizlikle yapılmış ihlassızlıkla yapılmış riyâkarlık işin içine girmişse işte o bir zerre amel mahşer terazisinde biri bir kefeye diğeri bir kefeye konacak. Bırakılacak o miskali zerre kadar duygu işin içine girmiş o miskali zerrenin ağırlığı dağlar cesametince görüntüde yapılan amel ve ibadetler daha ağır basacaktır. Bunlar hadisin ifadesidir.

Miskali zerre kadar demek ki kurtuluş için en önemli faktörlerden bir tanesidir. Duygu ve amel bütünlüğü içinde yapıldığında insanın kurtuluşuna vesile olur. Ameller duygu ve niyetin sahibidir. Onun için Rabbül Âlemin niyette ittifa[1] etmeyin buyurur. Niyeti amele dökmemizi istiyor ki amel içimizdeki bu halis niyete şahitlik etsin. Şahitlik yoksa amel yoksa niyetten şüphe etmek lazım. O zaman nefs bizi kandırıyor demektir. Nefs ile insan muhasebesinin sürekli olması lazımdır. Sürekli olarak nefsine şüphe ile bakması lazımdır. Yaptığı amelleri büyük görmemesi lazımdır. Sürekli tevazu içinde olması lazımdır. Çünkü nefs tevazu olmayan şeylerden besleniyor. Örneğin ibadet edilir. İbadet gözünüze hafif büyük geldiyse işte nefs buradan besleniyor.

“Bismillahirrahmanirrahim. Vel leyli izâ yagşâ. Ven nehâri izâ tecellâ. Ve mâ halâkaz zekera vel unsâ. İnne sa’yekum le şettâ. Fe emmâ men a’tâ vettekâ. Ve saddeka bil husnâ. Fe se nuyessiruhu lil yusrâ. Ve emmâ men bahıle vestagnâ. Ve kezzebe bil husnâ. Fe se nuyessiruhu lil usrâ. Ve mâ yugnî anhu mâluhû izâ teraddâ.”

“Rahmân ve Rahîm olan Allah’ın adıyla. (Karanlığı ile etrafı) bürüyüp örttüğü zaman geceye, açılıp ağardığı vakit gündüze, erkeği ve dişiyi yaratana yemin ederim ki işleriniz başka başkadır. Artık kim verir ve sakınırsa, en güzeli de tasdik ederse, biz de onu en kolaya hazırlarız (onda başarılı kılarız). Kim cimrilik eder, kendini müstağni sayar, en güzeli de yalanlarsa, biz de onu en zora hazırlarız. Düştüğü zaman da malı kendisine hiç fayda vermez.” (Leyl,1-11)

Muhakkak şek ve şüpheniz olmasın insan kendini ihtiyaçsız gördüğünde, yaptığı işi büyük gördüğü anda tabiatı icabı Kur’an-ı Kerim diyor; haddini aşar, sınırını aşar, edeb ve adabın dışına çıkar. Ne zaman haddini aşar? Kendini “müstağni” ihtiyaçsız; yaptığı işi büyük gördüğünde, tevazu ile gitmediğinde nefs onu alır ve iyi bir iş iken onu insan için dezavantaja dönüştürür. Yani olumlu bir amel iken insanın aleyhine olabilecek bir amel haline gelir. Kim müstağni davranır ve yalanlarsa; arzu isteğe ihtiyaç duyulmuyorsa; muhakkak ki bu insan için cehennem yolları en zordur ama en rahat hale gelecektir.

İnsanın nefsi emareye karşı sürekli uyanık olması ve gaflete düşmemesi lazımdır. Her insanın bir düşmanı vardır. Her insan sayısınca bir düşmanı vardır. Bu düşman sıradan bildiğimiz birbirine kin ve nefret besleyen, intikam duygusu içine yerleşmiş bir düşmanlık değil; aynı bedeni, aynı duyguları paylaşan bir varlıktan bahsediyoruz.

İnsan on şeyden meydana gelmiş ise beşi mana âlemine ait, beşi madde âlemine aittir. Cisim âlemine ait olmayan insanın diğer yarısını oluşturan nefs, toprak, su, hava, ateş; insan aleyhine sürekli faaliyet üretiyor.  İç âlemde sürekli bir mücadele, sürekli bir kontrol, sürekli bir tezkiye, sürekli bir terbiye, sürekli nazar ber kadem yani her şey dört dörtlük olsa dahi bir kusurunu görüp gözlerini ayak ucuna dikip benim burası çirkindir deyip çirkinliğinden dolayı mahcubiyet içinde bir hayat yaşamak ama hakikat itibariyle herkes ona şahitlik etse üzerinizde olan güzellikler ve renkler başka birisinde yok yaptığın ibadet taat hizmet onları görmeyecek kusur noktasında noksaniyetini görecek. Bu şekilde Allah’a (c.c) karşı Peygamber Efendimize (s.a.v) karşı evliya-ı izameye karşı sürekli bir fakr-u zaruret içinde ilerlemeye bakacaktır. İnsan kendinde güzellik gördüğü andan itibaren bu bir sonrasına perdedir. O insan için “dur!” deme vakti artık gelmiştir.

Ve sallallahu aleyhi vesellem…

 

 

[1] Uyuşmazlık

Seyda Alameddin (k.s.)

  • tarihinde oluşturuldu.

Nurşin.com | 2025 | Tüm Hakları Saklıdır.