Dünya Sevgisi

 “Dünya sevgisi her çeşit hatalı davranışın başıdır.”

(Hadis-i şerif)

 

Bismillahirrahmanirrahim Elhamdülillahi rabbil âlemin vesselatu vesselamu ala seyyidina muhammedin nebiyyil ümmi ve ala alihi ve sahbihi ve sellim.

Rabbişrahli sadri ve yessirli emri. Vahlul ukdeten min lisani yefkahu kavli.” (Taha suresi: 25-2)

 

Resûl-i Ekrem (s.a.v) buyurur ki “Dünya sevgisi bütün hataların başıdır.”[1] Bütün hataların ve kayıpların temelinde kalbe dünya sevgisinin yerleşmesi yatar. İnsan dünyayı sevdiği zaman bu sadece bir kayıp değil aynı zamanda tüm kazanımların kaybedilmesi anlamına da gelir. Yani bir insan kalbinden dünya sevgisini atabilirse bu da tüm kazanımların vesilesi haline gelir. O zaman insan ile ahireti arasında, insan ile Allah arasında, insan ile İslam arasında ve insan ile kazanımları arasındaki engel dünya sevgisidir. Bütün savaşların temeli dünya, bütün kayıpların temeli dünya ve dünyaya olan muhabbettir. O zaman bu hadisin mefhumu, muhalifi olarak diyebiliriz ki bütün kazanımların müsebbibi, vesilesi, vasıtası ahireti sevmektir.

İnsanın gözle görmediği bir şeye karşı sevgi beslemesi çok zor bir meseledir. İnsan dünyayı sevebilir, kalbinde el üstünde tutabilir çünkü dünya göz önündedir. Dünya kelime anlamı itibariyle düşük, yakın olduğu için insan kalbi üzerinde etkisi çoktur. Ahirete olan sevgi için ise çok çalışmak gerekir. Neden? Ahiretin kelimesi “uhra” dan gelir. Manası ise uzak ve bir sonrakidir. Bugünü çok sevebiliriz ama yarın gelmeden yarını sevmek zor bir meseledir; yarın hayal ile olabilir. Yarının geleceği de muhakkaktır lakin bugünün insan üzerinde tesiri daha fazladır. Bugünün yoğunluğu ve meşguliyeti insana ahireti-uhrayı yani sonra yapılacak duruşmayı unutturabilir. Ta ki yarın duruşması yokmuş gibi. Duruşmadan maksat Cenab-ı Allah’a karşı hesap vermek manasında büyük mahkemedir. Bu büyük mahkemenin vereceği karar ise insanoğlunun varacağı son yer; ya cennet ya cehennem hakkındadır.

Peygamber Aleyhisselam buyuruyor ki; “Her kul yarın kendi şahsı için şimdiden yatırım yapsın.” Yatırım yapsın, hazırlık yapsın manasındadır. En kazançlı yatırım nerede ise ona yatırım yapsın manasındadır. Şu an dünya denilen hayatta bulunuyorken yarını yani ahiret hayatı için hazırlık yapsın. Rasululllah (s.a.v) ihtiyarlık gelmeden önce gençlikte; yarın gelmeden bugünden yatırım yapın diyor. Yatırım mevsimi, ekme mevsimi şu andır, tahsilat ve biçme mevsimi sonradır.

Resulullah (s.a.v)  buyuruyor ki; “ Muhammedin nefsi elinde bulunan Allah’a yemin olsun ki; insan bu dünyadan göç etikten sonra gideceği yer ya cennet ya da cehenneme olacak; bu iki yurdun dışında gidebileceği başka yurdu da olmayacaktır.” Cennet sizi almadı, o zaman cehennem! Cehennem sizi almıyorsa cennete gideceksiniz. Üçüncü bir yer yok. Ya kazanma; ya kaybetme. Verilen şu zamanda dünyada yatırım yapmazsanız; ameli salih biriktirmezseniz kabre vardığınızda pişman olacaksınız.  Kabre vardığınızda pişmanlık fayda verir mi? Hayır, dünyada iken fayda verir mi? Evet. Peki nasıl fayda verir?

İnsan geçmiş kırk yılını heba etmiş, elli yaşına kadar hiçbir birikimi yok; bununla beraber dağlar cesametince günahı var, mahkemeye girecektir. İnsan dünyada iken samimi bir tövbe ederse; bu tövbe ona fayda veriyor.  Bütün günahları siliniyor. Elli yıllık günahlar samimi bir tövbe ile affediliyor. Ama günahlardan rücu derse, kötü ortamları terk ederse ve ameli salih işlemeye başlarsa dün yaptığı hataları telafi ederse affediliyor. Bu insanın iyi niyetini ve samimiyetini gösterir. Ortalama altmış yıllık insan hayatı; bu hayatın içinde ameli salih biriktirmek ve ahireti kazanma adına yeterli bir kavram. Buluğ çağından sonra insanın tercihleri kendi iradesine bırakıldığı için mesuliyet hâsıl oluyor. Seçim ne için yapılıyor? İnsanoğlu gelecekteki hâkimiyeti, iktidarı için yapıyor.

Allah kimseye zulmetmemiştir. Ayet-i kerimede şöyle buyrulur: “Vemâ zalemnâhum velâkin zalemû enfusehum- Onlara biz zulmetmedik; onlar kendi kendilerine zulmettiler. (Hud-101) Allahu Teâla insanlara yol göstermek adına yüzyirmidört bin peygamber göndermiştir. Cenab-ı Allah milyonlarca evliyayı ümmetin kurtuluşu için, onlara yol göstermek adına şevkat-ü merhametine binaen gönderdi. Lakin yardımlara rağmen insanoğlu Allah’ı tanımaz hale geldi. Onun için Kur’an-ı Kerim’de; “İnsanın başına zararlı bir şey geldiğinde yan üstü yatarken veya otururken ya da ayakta iken hemen bize dua etmeye koyulur; onu zararlı durumdan kurtardığımızda ise-sanki başına gelen zararı gidermeye bizi çağırmamış gibi- inkârcılığa dönüp yoluna devam eder, haddi aşanlara işte bu şekilde yaptıkları güzel görünür.”(Yunus-12) buyrulur.

İnsan dara girdiğinde, başına musibet, sıkıntı isabet ettiğinde, çıkmaza girdiğinde etrafına bakıyor, ona yardım edecek hiçbir şey bulamadığında, her şeyden ümidini kestiğinde Allah’a rücu ediyor. Bu sıkıntı, bu darlık, ümitsizlik insanda olan inâbe ruhunu tetikler. Kimsenin yardım edemeyeceği noktada, ümidini kaybettiği anda; insanoğlu derinliğinde yatan Allah’a rücu etme-inâbe ruhunu tetikler. İnâbe; Allah’a yaklaşma, halisane, samimi bir şekilde;  tövbe ile Allah’a yönelme manasındadır.

Ayetin devamında mealen Allah Teâlâ şöyle buyurur: “Biz bizzat kendi tarafımızdan onun yalvarışına karşılık; bizde yaklaşırız. Biz onda olan o sıkıntıyı telafi ederiz. Onda olan sıkıntıyı gideririz. O şahıstan sıkıntı gidince dünkü yalvaran, yakaran, gözyaşı döken sanki o değilmiş gibi nankörlük eder.” İnsandaki bu nankörlüğün sebebi nefsi emaredir. Nefsi emmareyi ıslah etmemiz gerekiyor. Kalbimizi arındırmamız gerekiyor.

Resulullah (s.a.v)  buyuruyor ki; insan bir günah işlediğinde; bu günah sadece fiziki bir günah değil mesela dünyayı sevmek olabilir ki bu büyük günahlardandır. Bir kişinin gıybetini yapıyorsanız büyük günahlardan bir tanesidir. Kalbinize dünyaya ait bir şeyler bırakıyorsanız büyük günahlardandır. Bütün hataların başı dünya sevgisidir. Sevgi olduğunda; insan kalbinde bir şeye yer verdiğinde, insanın fikrinden kalbine bir şey indiğinde kalpte siyah bir nokta belirmeye başlıyor. Hemen tövbe-istiğfar edilmezse bu siyah nokta yavaş yavaş kalbin diğer yerlerinde ortaya çıkmaya başlar. Tezahür eden siyah nokta kötü huylu bir kanser gibidir. Tedavisi ise hemen tövbe-istiğfar etmektir. Tövbe-istiğfar edilmezse; ona yaşam hakkı tanınırsa kalbin başka yerlerinden çıkmaya başlar. Buna gözünüzü yumarsanız, kulağınızı tıkarsanız kalbin her köşesinden çıkmaya başlar. Kalbinizin bütününü kuşatmaya başlar. O zaman ne olur? O zaman siz olmaktan çıkarsınız. İnsanın iç âleminde bir değişim ve dönüşüm meydana gelir. İnsanın ahlakı, tabiatı değişir. Ve insan iç âleminde müthiş bir darlık, müthiş bir sıkıntı, huzursuzluk ve mutsuzluk hisseder. Etrafındaki her şey onu daraltır. Hayatında bereketsizlik olur. Dünyayı bir zindan, bir cehennem olarak iç âleminde yaşar. Dışarıdan bakıldığında görünmez ama insanın iç âleminde müthiş bir darlık ve o insanın ahiretteki yeri ise cennet olmaz. Ama insan hemen tövbe eder, günahlarından uzaklaşır ve amel-i salih işlerse bu siyah noktada kaybolur. İnsanın kalbi üzerindeki perde kalkar.

Devasa ilimle mümtaz olan bütün büyük zatlar, ilim tahsilinden sonra manevi ilim tahsil etmek için tasavvufa girmişlerdir. Bu neden çok önemlidir? İnsan hafızasında, beyninde geçmişten gelen bütün bilgi birikimini insandan insana aktarılabiliyor. Bununla beraber hafızası dolu bu insanın ruhu yaralı ise bu bilgi kendi işine yaramıyor. Etrafındakiler belki onun bilgisinden istifade edebilir ancak kendi kendisine faydası olmuyor. Belki bilgisi başka insanların ruh ve tabiatına sirayet edebilir. Ancak kalben iyi bir insan bir kütüphane dolusu değil sadece bir kitabın bir sayfasının birkaç cümlesi ile tesir edebilir. Mesela Resûl-i Ekrem’in (s.a.v) şu sözü ile dahi “hubbud dünya ra’su kulli hadietin, ve hubbukeşsey’e yüvmi ve yüsifun - Dünya sevgisi her çeşit hatalı davranışın başıdır.”[2] Bütün hataların sebebi, temeli dünyayı sevmektir. Böyle bir söz insanın tabiatına, insanın ruhuna tesir.

Tövbe etmek insanın gerçek manada kurtuluşuna sebep olur. Bir kütüphane dolusu kitabın göstermediği tesiri; kalpli bir insanın bir-iki cümlesi gösterir. İnsan hayatında değişim ve dönüşüm başlar. Cenab-ı Allah o insanın gözünü hakikate açar. Etrafına bakar; ben dünyada yemek yemek için mi yaratıldım? Mal, mülk, ticaret bunlar güzel şeyler lakin bunlar manevi akçeye dönüşmüyorsa neden bu kadar eziyet görüyorum? Çünkü yediğim içtiğim bellidir. Kabre de götüremiyorum. Ahirete de götüremiyorum. Dünyanın, hayatın manasını bu sefer sorgulamaya başlıyor. Sevdiğim insanları kaybediyorum. Annem-babam, kardeşlerim… Yavaş yavaş yapayalnız kalıyorum. Allah beni niye yarattı? Niçin bu kadar mükemmel yarattı? Etrafımdaki canlılardan ne kadar farklıyım. Bende olan şeyler neden başka hiçbir varlıkta yok? Allahu Teâla yavaş yavaş kalbini açmaya başlıyor. O zaman bir an evvel elimdeki süre bitmeden ahiretime hazırlık yapayım. Dünya nimetlerinden elbette istifade vardır. Ama günün yoğunluğu, günün koşturması sizi yarın ki mahkemeden alıkoymasın. Yani bugün dilekçe verirseniz bütün dilekçeler kabul edilecektir. Ama yarın duruşmada vereceğiniz hiçbir dilekçe Allah tarafından kabul edilmeyecektir.

Ve sallallahu ala seyyidina Muhammedin nebiyyil ümmi ve ala alihi ve sahbihi vesellem.

 

 

 

[1] Beyheki, İbni Ebiddünya

[2] Tirmizi, Müslim, Ebu Davud edeb,125

Seyda Alameddin (k.s.)

  • tarihinde oluşturuldu.

Nurşin.com | 2025 | Tüm Hakları Saklıdır.