İkindi vaktinin güneşine yemin olsun…
Bismillahirrahmanirrahim Elhamdülillahi rabbil âlemin vesselatu vesselamu ala seyyidina muhammedin nebiyyil ümmi ve ala alihi ve sahbihi ve sellim.
Rabbişrahli sadri ve yessirli emri. Vahlul ukdeten min lisani yefkahu kavli.” (Taha suresi: 25-2)
Dünya hayatınız boyunca ne yaptınız? Elinizde ne var? Hayatınızda ne biriktirdiniz? Zamanın içine ne sığdırdınız? Mesela bu ay ne yaptınız? Zamanlara değer katan, mekânlara değer katan zamanın içinde olan ameli salihlerdir. Bir mekâna kudsiyet atfeden şey o mekânda hâsıl olan amel-i salihlerdir. Aslında bütün bunlar sizin için bir araç, bir vesiledir.
Allahu Teâla bunu bizden sual edecektir? Hizmet; neye hizmet? Kime hizmettir? Bir sonraki hayatınızdaki kendinize hizmettir. Tarlanızı şimdiden ekin ki yarın hasat mevsimi veyahut kış mevsimi geldiğinde ektiğinizi biçesiniz. O mevsimde artık çalışma yoktur. Dünyada yaşadığımız 30-40 yılın neticesinde, tabiatımızın adeta birer parçası haline gelen şeylerden sıyrılmak zordur. Ama inşallah Allah sizlere kuvvet verir. Doktora gittiğinizde, doktor size şekerden uzak durulması gereken bir diyet verdiğinde bu insan için çok zordur. Bakıldığında insan hayatında çok yer tutuyor. Doktor hayatınıza girmiş birkaç şeyden bir bile dahi insanı men ettiğinde bu insana çok zor geliyor. Dünyanın metalarından bir tanesini söylüyoruz. Bir tane alışkanlıktan sıyrılmak için bile en az 40 günlük riyazet gerekiyor. 40 gün dişini sıkacak; fiziksel alışkanlık, zihinsel alışkanlık ve ruhsal alışkanlıklardan kurtulana kadar. Yani hafızasından silinene kadar.
Dünyada sınava tabiyiz. Allahu Teâla’nın rahmeti ile insan belki bir gün kendine gelir. Ama şunu da bilmek lazım; insan dünyaya ne kadar meylederse bilsin ki doyum hissi hiçbir zaman olmayacaktır. Bu şuna benzer ki; midenizi ikide biri kadar yemek ile doyuruyorsunuz fakat doyum hissini size veren Allah’tır. Farz edin ki mide doymayı hissetmiyor. Su içiyorsunuz kanmıyorsunuz. O dürtüyü veren Allah’tır. Ya öyle olmasa ne yapacaktınız? Hiçbir zaman doymayacaktınız. Dünya böyledir. Dünyadan maksat; insan ile Allah arasında olan, insana Allah’ı unutturan şeylerdir. Yediğiniz, içtiğiniz, gezdiğiniz ne varsa Allah ile ilişkilendirmiyorsanız o dünyadadır. Onu kalbinize attığınız andan itibaren ruhunuzu onunla doyurmaya çalıştığınız andan itibaren bilin ki ne kadar içinize atarsanız atın ruhunuz onunla doymaz. Onun için Kur’an-ı Kerim bizi ikaz diyor: “e lâ bi zikrillâhi tatmainnul kulûb” (Râd,28) “E lâ” kulaklarınızı dört açın, kalpleriniz ancak Allah’ın zikri ile mutmain olur.
Yolculuğumuz sırasında şu anki uğrak yerimiz dünyadır. Nasıl ki yolculukta bir tesise uğrayıp geçiyorsak; dünyada da öyledir. Ama ahiret hayatımız buraya bağlıdır. Gelecekteki kaderimizi amel-i salih yaparak belirliyoruz adeta seçimimizi şimdiden yapıyoruz. Geleceğimizi, cennetimizi ona göre belirliyoruz. Kalp hangi tarafa mührünü basıyorsa siz oradan sayılıyorsunuz. Onun tercihini ve seçimini yapıyorsunuz. Eğer kalbiniz dünyaya mührünü basıyorsa dünyalık sayılıyorsunuz; kalbinize bakın eğer ahiret tarafı daha ağır basıyorsa siz ahiretin çocuğusunuz.
Hz. Nuh Aleyhisselam 950 sene irşat ediyor fakat kavmi içinde imtihanı geçen, gerçek manada kazanan, kalbinde şek-şüphe olmayan, imanını koruyan sadece 70 kişi olmuştur. Kendi çocuğu da kaybedenler arasındadır. Peygamber Efendimiz (s.a.v) bile dahi; “Ya Rabbi, beni nefsimle bir an bile baş başa bırakma.” diyor. Neden? Çünkü nefsin insan üzerinde müthiş bir etkisi vardır, insan ruhunu sarmalar. Mucizeyi mucize olarak göstermeyebilir. Böyle bir gücü ve kuvveti vardır. Şeytanın da öyledir.
Şeytanın sıfatlarından bir tanesi de müzeyyindir[1]. Müzeyyin sıfatı ile şeytan yediğiniz zehri size bal gibi gösterir. Dünyayı bal gibi tatlandırabilir. Nefs de hakeza öyledir. Nefs ve şeytan, bunlardan biri bile insanın yok oluşu için yeterlidir. Onun için ilimleri devasa olan âlimler zahiri ilimleri kendisinden düşük olan insanların arkasına takılıp manayı aramışlardır. Mana nedir? Mana; kalbe ait olan duygulardır. Allahu Teâla kalbî insanlara hitap etmek istiyor, kalpsiz insanları nazar-ı itibara almıyor. İlim, amel ve ihlas. İhlası kazanamazsanız muhabbeti kazanamazsınız. İhlas ile yapılan küçücük bir zerre amel; kalpsiz, ihlassız yapılan dağlar cesametince amelden Allah katında üstündür.
Onun için Hz.Aişe (ra) elinde varolan bir üzüm tanesini tasadduk ettiğinde ona diyorlar ki; “Ey Aişe, bir üzüm tanesi ile hayır olur mu?” “Fe men ya’mel miskâle zerratin hayran yerahu” (Zilzal-7) “Kim zerre miktarı hayır yapmışsa onun mükâfatını görür.” Zerre Arapçada cüz, en son parçalanamayan parçacık manasındadır. Bugünün deyimiyle atom. İnsan o ağırlıkta dahi bir hayır yapsa Allah nezdinde onu görecektir. Hz. Aişe (r.a): “Biliyor musunuz ey cemaat! Şu verdiğim üzüm tanesinin içinde kaç zerre var ve ona göre hayır tekabül ediyor. Bunun karşılığında insana verilen hayrı düşünün bakalım, bunu nasıl küçük görürsünüz?” diyor. Onun için Resûlü Ekrem (s.a.v) “Yarım hurma vermek suretiyle de olsa kendinizi cehennem ateşinden koruyunuz.” buyuruyor. (Müslim, 66-70)
Kalbi harekete geçiren şey aşk-u muhabbettir. Peki, onu nerede bulabilirsiniz? Kalbi olan insanların yanında bulabilirsiniz. Öyleyse bunun için çabalamanız lazım. Nasıl ki mal elde etmek için çok çalışıyorsak, Allah’ın verdiği bu 60 yıllık hayatın bütününü dünya adına bir iki meta kazanmak adına, ilerde güzel bir meslek sahibi olup para kazanmak adına 30-40 yılımızı ya da gençliğimizi heba ediyorsak; ahretimiz için de bunu yapmakla mükellefiz, mecburuz. Neden? Çünkü yarın kazandığımızın 100 katını cehenneme gitmeme adına zaten feda etmeye hazır olacağız. O gün feda ettiğiniz hiçbir şey bir anlam ifade etmeyecektir. Çünkü mevsim geçmiştir…
Müslümansınız meseleyi ciddiye alın. Edebinizi koruyun. Kalp kapısında dilenin; yirmi yıl, otuz yıl, icap ederse ömrünüzün sonuna kadar. Değer mi değer… Bakın insanlar değişik değişik âlemlere intikal ediyor. Bir doğuşunuz aklınıza gelmiyor. Doğmadan önce neredeydiniz akla gelmiyor. Bebeklik, çocukluk dönemi başınıza verilen bir mürebbi; anne-babanızı dinlediğiniz için çocukluk safhasını geçirip çocukluğun içinden gençlik filizlendi. Gençliğinizin içinde de bir ihtiyarlık denilen bambaşka bir hayat; aldığı tat, lezzet başka bir filiz verdi. Ama bugün yapılan emeğin karşılığını bugün alıyorsunuz. Eğer bugün peygamberlerin, evliya-ı izamenin yani Allahu Teâla’nın dediğini dinlerseniz yarın had safhada müteşekkir olacaksınız. Yoksa ahirette eyvah, eyvah; biz buradaki hayatı sabit zannediyorduk, meğer faniymiş ve biz bize ait olan her şeyi fani şeylere harcadık. Elimizde hiçbir şey kalmadı. Bu işin dönüşü var mıdır? Hayır. Kazandığınız dünya malını kaybedip ikinci kere kazanma fırsatı var mıdır? Evet ama ahiret için ikinci fırsat yoktur.
Onun için Kur’an-ı Kerim’de şöyle buyrulur: “Vel asr. İnnel insâne le fî husr. İllâllezîne âmenû ve amilûs sâlihâti ve tevâsav bil hakkı ve tevâsav bis sabrı.” (Asr 1-3) “Vel asr” İkindi vaktine yemin olsun. “İnnel insâne le fî husr” Tüm insanlık zararın içindedir. Kimler müstesna. “İllâllezîne âmenû” inananlar, inanmak kâfi mi? Hayır “amilûs sâlihâti” imanı salih amel ile pekiştiren, ameli salihin içinde de en güzel olan emr-i bi'l-ma'ruf nehy-i ani'l-münker yani irşat vazifesini yapanlar. Bu manada bir hizmet ve bu en hayırlı amellerden bir tanesi “tevâsav bil hakkı” hak tavsiyesinde bulunan “ve tevâsav bis sabrı” sabır tavsiyesinde bulunanlar.
Fakirlikle imtihan ediliyorsun, çoluk-çocuğunla imtihan ediliyorsun dişini sık, sabret ta ki sen cennete gidene kadar. Allah’ın rızasını elde edene kadar. Önünde belki 10-15 yıl belki bir ömür kaldı. Sakın dünyanın cazibesine aldanma. Allah’ın arzusu isteği ne ise ona yönel. “vel asr” asra yemin ediyor. Hayatınız adeta bunun gibidir. İkindi vaktinin güneşine yemin olsun. Çünkü insanda bunun gibidir; ilk başta parlak bebeklik dönemi, parlak dopdolu bir hayat içindeydiniz. Güneş gibi parladınız, heybetiyle, azametiyle öğlen vaktine geldiniz; gençlik dönemi. Heybet ve azamet her yere eli uzanan. Sonra ikindi vaktine ulaştınız. Güneşiniz artık yavaş yavaş heybetini kaybetmektedir. Artık akşama ulaştınız. Yani sizin batma vaktiniz çok yakındır. Bir an evvel bütün hazırlığınızı yapın; çünkü batacaksınız. Ve her gün güneşin doğuşuna ve batışına şahit oluyorsunuz. Sizin hayatınız aslında budur.
Ve sallalahu aleyhi vesellem…
[1] Müzeyyin: güzelleştiren, süsleyen
- tarihinde oluşturuldu.