İNSAN ÖNCE KENDİ KUSURLARINI GÖRMELİ

Bismillahirrahmanirrahim. Elhamdülillahi Rabbil Âlemin. Vesselatü vesselamü ala seyyidina nebiyyil ümmi ve ala alihi ve sahbihi ve sellem. Rabbiş rahli sadri ve yessirli emri vahlul ugdeten min lisanî yefgahu gavli.

İslam’a, Müslümanlığa hizmet edin. Kusur görmeyin. Bakın biz bir günde Allah’a ne kadar çok kusur işliyoruz… Veyahut siz, Sâdât-ı Kirâm’ın sohbetine gelirsiniz; onlar da sizin kusurlarınızı görür. Ama sizin yüzünüze kusurlarınızı vuruyorlar mı? Hayır. Yani kendi kusurlarınızla uğraşın. Mükellef değilsiniz. Bir insanda bir kusur gördüğünüzde ona hoş güzel bir tavsiyeden önce ben yanlış görüyorum demek lazım. Veyahut eğer o irşad sizin ilgilendiğiniz kişilerdense bakarsınız.

Yani hakkı söylemek hak, ama her hakkı söylemek sizin hakkınız değildir. Yani “Ben her hakkı söyleyeceğim. Hak benim hakkımdır.” demek haksızlıktır. Onun içinde böyle belli yetkili insanlar vardır. “Ud’u ilâ sebîli rabbike bil hikmeti vel mev’ızatil haseneti” (Nahl:125) “Rabbinin yoluna, hikmetle, güzel öğütle çağır.” Her insan kendi kafasına buyruk hareket ederek kalkıp da birisinin bir kusuru, bir eksiği varsa gidip söylemek hak demek değildir. “Ud’u” davet edin “ilâ sebili rabbike” Rabbinin yoluna hikmet ile “ve iza hasene…”  Allahu Teâlâ, Hz. Musa’ya (a.s) “Sen ve Harun firavuna gideceksiniz, bu kadar zalim olan firavuna, “bil kavli” yumuşak bir üslup ile Allah’a davet edeceksiniz.” buyurdu. Biri, başkasının kusurunu gördüğü zaman farazi belki kusur değil de kendince o kusur görüyor. İşte bu budur, diyerek toplum içinde yapıyorsan en büyük kusuru sen işliyorsun. Ve her kusuru benim söylemem gerekiyor, diye inancınız varsa haksızlık ediyorsunuz.

Hakkı söylemek haktır, ama her hakkı söylemek sizin hakkınız değildir; Allah sana öyle hak vermemiş ki. Mürşidleri var, sorumlu insanları var. Onlar yapsınlar. Veyahut kusur görüyorsanız “Benim gözüm ne kadar çirkeftir. Sürekli çirkef araştırmasını yapıyor.” demeli.  “Vela tecessesü” -Hucurat suresi 12. ayetten- casusluk etmeyin. İnsanların noksaniyetlerini, kusurlarını araştırmayın. Bu pis bir şeydir, pis bir ahlaktır. Allahu Teâlâ örtüyor siz de örtmeye bakın. Hz. Ömer (r.a), Allahu âlem bir gün bir sahabenin evinin önünden gidip bakıyor ki kapının arkasında bir şeyler var. Hz. Ömer (r.a), devlet başkanı yasayı tatbik etme mükellefiyeti var. Şimdi o görüldüğü zaman bir toplum içinde yasa tatbik edilecek yoksa idare çöker, şer’i bir yasa var.  O kapının arkasında o zât, daha önce neyin müptelasıysa bilinmiyor, bir şeyin müptelasıdır. Bir insan da sigaranın müptelasıdır, siz ona söylüyorsunuz vazgeçmiyor. Bir meşrubat mı neyse artık. O kapıya kulağını mı veriyor, yapmaması gerekiyor. Orada es geçmesi gerekiyor. Bir tecessüs meselesi olmaması lazım. Orada gidiyor kapıyı açtırıyor. Nasıl yapıyorsa Hz. Ömer (r.a): “Sen ne yapıyorsun? Vallahi sana şu cezayı vereceğiz.” diyor. O kişi de diyor ki: “Sana hangi cezayı vermemiz lazım? Bu benim suçum; fakat Allah sana casusluk etmeyin, yani kusur ve noksaniyet araştırmasına girmeyin, demedi mi?” Böyle yapılırsa toplumu felce uğratırsınız.

Farazi diyorum, bir insan buraya içki içmiş gelmiş. Biz o insana sen sarhoşsun, berduşsun git mi diyeceğiz? Veyahut bir insan hastaneye gidiyor, öksürüyor; doktor ona “Bu adam öksürdü defolup gitsin!” mi diyecek? Kur’an-ı Kerim hasta insanlara kucak açmış. Veyahut farazi diyoruz, huzura gelirken başını kapatması gerekir fakat dışarda açık bir bayan buraya geliyor. İnsan tedavi olmak için geliyor. O örtecek, zaten bunun için burada. Eğer sağlıklıysa buraya ihtiyacı yok. Yoksa Müslümanı felce uğratırsınız; sabırla metanetle davranılmalı. Ama tabi etrafa zarar veriyorsa, o ikaz edilir. Kendi hâlindedir, dışarda farazi içki içmiş gelmiştir; o insan belki tövbe edecek, istiğfar edecek. Biri onu içkili dışarda görünce hemen buraya şehadetle söylerse en büyük noksaniyeti şikâyet eden yapıyor.

Haramlara karşı tiksinti duyulacak fakat haram sahibi insanlara karşı şefkat ü merhamet olacak. Bir Müslümanın anlayışı, fikri budur.

Bir insan, mesela nezleye, gribe karşı sizi ikaz edecek. Bunlardan uzak durun, pistir, diyecek. Hastalık yapan şeylerden uzak durun; ama grip ve nezleye yakalanmış bir insan var diye “Neden burada gripli, nezleli bir insan var?” derseniz siz de geçmişinizde grip ve nezleydiniz, hasta idiniz. Şimdi ise yileştiniz. Bunları noksaniyet olarak görmemeniz gerekiyordu. Ama yanındakilere zarar veriyorsa o ikaz edilir. Herkesin istifadesi açısından düzeni, nizamı muhafaza etmek lazım. İslamî bir hizmet, yegâne hedefimiz olsun. Allah’ın rızasını kazanmak için ameller yapmak hedefimiz olsun.

Önce “nazar ber-kadem” ilkesine sahip olacaksınız. Nazar ber-kadem ne demek? İnsanoğlu yolda yürürken gözlerini ayaklarına dikecek. Şimdi şu asırda yürüdüğünüz zaman araba size çarpabilir, farazi diyorum. Nazar ber-kademde görmeyeceksiniz. Yani nasıl görmeyeceksiniz? İnsanoğlu, o kadar kendi noksaniyetini görecek ki başkalarının kusurlarıyla ilgilenecek vakti bile olmayacak. Yani insan, kendini öyle bir hasta olarak görecek ki “Ben tedavi olacağım, insanların hastalıklarıyla niye uğraşıyorum?” diyecek. “Filan adamın hastalığının gıybetini niye edeyim ki benim ondan daha büyük bir hastalığım var. Ben önce kendimi tedavi edeyim. Doktora gideyim. Doktordaki reçeteyi uygulayayım.” diyecek. Kendiyle ilgilenen, başkasıyla ilgilenecek vakti olmayan bir insan olması lazım. Nazar ber- kademde kişi gözlerini ayak uçlarına dikecek. Yani ne demek bu? Tavus Allah’ın yarattığı en güzel zanaattaki kuştur. Tavusun her yeri mükemmel güzellikte yaratılmıştır. Allah’ın zanaatını onda görebilirsiniz. Fakat Seyda-i Tağî (k.s) diyor ki: “Tavus kuşunun bu kadar endamı yerindeyken Allah onun bir tarafını eksik yaratmıştır. Nedir? Ayak uçlarıdır. Tavus bu kadar endamıyla beraber güzelliğini görmez de sürekli başı eğik, ayak ucundaki kusurlarını görür. Bu, onu başkasını görmekten alıkoyar. Ehl-i Müslüman, ehl-i tasavvufun hâli, vaziyeti de böyle olacak.” Önce kendini tedavi edecek, düzeltecek. Hasta daha kendini tedavi etmeden başkalarının hastalığı ile uğraşıyorsa o, katmerli bir hastalıktır. Hem hastadır hasta olduğunu bilmiyor hem de başka insanların hastalığını görüyor.

Allah bize güzel ahlak versin. Ahlak ve muhabbet olsun.  Çocuğunuzu seviyor musunuz? Bir anne çocuğunu seviyorsa, bebeğine ait bir parça diye misalen onun çirkef olan şeyleri bile gözüne güzel gözüküyor. Allah’ın kulu olan bir Müslüman için Hz. Peygambere (s.a.v) gerçek muhipse ümmet onun gözünde çok hoştur. Üstadını gerçekten seven bir insan için, üstadına mensup olan kim varsa güzeldir; velev ki çirkef bir durumda da olsa. Muhabbet böyle bir şeydir.

Ve sallallahu alâ seyyidinâ nebiyyil ümmî ve alâ âlihi ve sahbihi ve sellem.         

Seyda Alameddin (k.s.)

  • tarihinde oluşturuldu.

Nurşin.com | 2025 | Tüm Hakları Saklıdır.