DÜNYA AHİRETE TÂBİDİR

Bismillahirrrahmanirrahim. Elhamdülillahi Rabbü’l Âlemin. Vesselatü vesselamü ala seyyidina Muhammed’in nebiyyina ve ala alihi ve sahbihi vesellem. Rabbişrahli sadri ve yessirli emri. Vahlul ukdeten min lisani yefkahu kavli.

İnsan nefsini sevdiğinde nefsinden görmediği cefa ve eziyet kalmaz. Nefsine teslim olduğu zaman bir gün bile ona güzellik sunmaz. Her zaman bela ve musibet içinde kafası sürekli meşgul olur. Ayeti kerimede Allahu Teâlâ buyurur: “Sana isâbet eden her iyilik Allah’tandır, sana isâbet eden her kötülük ise nefsindendir.”5 Öyleyse karar vermemiz lazım. Nefsimize değil Peygamber Efendimizin (s.a.v) tavsiyesi üzerine Allah dostlarına, velîlere teslim olmalıyız. Resulullah (s.a.v) buyurur ki: “Benden sonra nebi gelmeyecektir. Âlimler gelecek, hâlifeler gelecek. Onlara tabi olan bana olmuştur. Onlara asi olan bana asi olmuştur.”6

Bu yolda gayret edip çabalarsak maddi-manevi çok şey kazanırız. Abdurrahman-ı Tağî (k.s) buyurur ki: “Kişi dünyayı isterse bunun yolu tasavvuftan geçer. Kişi ahireti isterse bunun da yolu tasavvuftan geçer.” Peki, bu nasıl olacak? Kişi bu ikisini de kazanabilir ama bunun bir şartı var; niyetinde önce ahiret olacak. Eğer ahireti kazanırsa her şeyi kazanmış olur. Hangi insan ki niyetinde önce Allah’ın rızasını kazanmak olursa o insan, dünyasını da kazanır. “Ed dünya tabiun ilel ahireh.”: Dünya ahirete tâbidir. Ahiret büyüktür, küçük bir gezegen olan dünyanın etrafında dönemez. Dünya, onun etrafında döner. Siz ahireti kazandınızsa o küçücük dünya da onun etrafında döner. O zaman akıllı bir insan, niyetine öncelikle Allah’ın rızasını almalıdır. O zaman görecek ki dünya, elde etmiş olduğunuz ahiretin etrafında yani sizin etrafınızda dönüyor. Niyetini hâlis tutarak ahiretini kazanan insan kazandığı şeyleri görünce dünya, gözünde küçücük kalır ve artık ona iltifat etmez.

Allah’a yapılan isyan, işlenen günah, tevbe denilen su ile yıkanır. Allah bize böyle bir ikram yapmıştır. Rabbü’l Alaminin rahmeti derya gibidir. Günde yetmiş defa kirlenen, yetmiş defa hataya düşen kişi her seferinde o suyun içine girebilir, temizlenebilir. Tevbe ederse Allah onu affeder. Bizler de tevbe edelim, istiğfar edelim. Bu yolda muhabbet vardır. Hani bazı kitaplar bizlere hayal gibi gelen ülkelerden, memleketlerden, hazinelerden bahseder ama biz bakarız ki dünyada öyle bir şey yok. Veyahut vardır da işaret eder. Yani kitapta anlatılır sadece, kitabın içinde o yoktur. Kitaplar muhabbetin tarifini yaparlar, muhabbetin öneminden bahsederler, muhabbeti kazanmanın yolunu işaret ederler. Fakat kitabın içinde muhabbetin kendisi yoktur, kitabı okumakla kişi muhabbeti elde edemez. İşte tasavvuf, kitapların anlattığı şeyi yaşamaktır. Tasavvuf, kişinin muhabbeti bizzat yaşamasıdır. Kişi bu yolda azim ve gayret gösterirse Allah’ın izni ile kazanır.

Rabbü’l Âlemin kendisine muhabbet duyulmasını istiyor ve bunun yolunu kolaylaştırmış. Kul O’na diyebilir ki: “Ya Rabbi! İman için sevgiyi şart koştun. Ya Rabbi, seni nasıl sevelim? Seni hayal edemiyoruz, bunu yasaklamışsın. Çünkü hayal edersek seni bir şeye benzeteceğiz. Hayal dahî edemediğimiz zâtını nasıl sevelim, kalbimiz sana nasıl meyletsin? Sen bizden aklî bir sevgi istemiyorsun, gönülden bir sevgi istiyorsun. Gönlün ise bir şeyi görmeden, hissetmeden ona bağlanması zordur.” Kul Allah’a bu itirazı yapabilir. İşte bu itiraz olmasın diye Allah, insanlara onların görebildiği Allah’ı yansıtan peygamberler, peygamberlerden sonra da evliya-ı izamı gönderiyor. Müctehidleri, evliya, asfiya ve mukarrebleri gönderiyor ki Cenâb-ı Allah’ı yansıtsın da kul görsün, kalbi Allah’a meyletsin diye. Böylece Allah bize şu kefaleti veriyor: “Sizin bunlara olan sevginiz benim sevgime engel değil tam tersi benim sevgime bir vasıtadır. Onlara olan sevgiyi kendime imiş gibi kabul ederim.”

Şayet Resulü Ekrem (s.a.v) olmadan Kuran-ı Kerim direkt inseydi, Kuran-ı Kerim ne kadar açık ve anlaşılır olsa da sahabe bu makama gelemezdi. Belki Müslüman dahî olmayacaklardı. Çünkü orada Allah’ı yansıtan bir zât olmayacaktı. Olmayan bir şeyi kişinin hayal etmesi zordur, iman etmesi de zordur.

Azim ve gayretle ahiretimiz için çalışalım ki Allah mükâfat olarak bizlere muhabbetini versin. Çalışmadan, gayret göstermeden bir şeye talip olmak olmaz, Allah da istediğimizi bize vermez. Çalışma ve gayretin sonunda Allah verir. Ve Allah bir şeyi vermek istediği zaman veya verdiği zaman kulunu test eder. Bu test, imtihan bazen insanın aklını, mantığını aşar. O insanın onu hak ettiği anlaşılmadan bir şey verilmez; verilene olan liyakati de test edilir. Ta ki yalancı ile hakiki birbirinden ayrılsın. Yarın mahşerde Allah’ın huzurunda herkes velî olduğu iddiasında bulunacak, cenneti kendinin hak ettiğini savunacak. Bu iddiaların önüne geçme adına Allah kulunu test eder ve kuluna der ki: “Ey kulum! Namaz kıldın, ibadetler yaptın fakat testten geçemedin. Demek ki sen dersini iyi yapmıyordun, hakikate kulak vermiyordun. Demek ki ruhun bu tarafta değildi, fikir ve düşüncen bizden uzaktı.”

Ahiretimizi kazanmak için fedakârlık gösterelim ki Allah bize versin. Muhabbeti kazanan insanın imtihanı basittir. Çünkü Bediüzzaman Hz. –ki biz onu ehli tasavvuf biliriz, onu başka bir yerde bilmeyiz- öyle ifade eder: Allah’a insanı ulaştıracak en güçlü vasıta ondaki ilim, akıl, mantık değil, muhabbettir.” Bir zâtı sevmek; o zât vesilesi ile Resullulah’a (s.a.v), oradan da Allah’a ulaşmak. Bu vasıtaya binen insan kurtulur. Neden en büyük ve en selametli vasıta budur? Her insan için onunla uğraşan bir şeytan var diyelim. Muhabbeti kazanan insana binlerce şeytan toplansa zarar veremez. Fakat muhabbeti kazanamamış ama ilim kazanmış ve çok ibadet etmiş bir insanın kulağına şeytan basit bir mesele fısıldar ve o insan aklı ile, mantığı ile, bilgisi ile o işin içinden çıkamaz. Bu insan kazandığı imanı kurtarmak için de çok sancılar çeker. Ama bin şeytan toplansa ve muhabbeti kazanan insanın kulağına bir şeyler fısıldasa o insan duymaz, tıkalıdır kulağı. Allah bizlere de nasip etsin.

Ve sallallahu ala seyyidina nebiyyil ümmi ve ala alihi ve sahbihi ve sellem.

Seyda Alameddin (k.s.)

  • tarihinde oluşturuldu.

Nurşin.com | 2025 | Tüm Hakları Saklıdır.