“Ey âdemoğulları! Ben sizden söz almadım mı?
“E lem a'had ileykum yâ benî âdem”
“Ey âdemoğulları! Ben sizden söz almadım mı?
Yasin, 60
Bismillahirrrahmanirrahim. Elhamdülillahi Rabbü’l Âlemin. Vesselatü vesselamü ala seyyidina Muhammed’in nebiyyina ve ala alihi ve sahbihi vesellem. Rabbişrahli sadri ve yessirli emri. Vahlul ukdeten min lisani yefkahu kavli.
"Tehallaku biahlakillah" Allahu Teâlâ'nın ahlakı ile ahlaklanın. "Tehallaku biahlaki Ku’ran" Kur’an'ın ahlakıyla ahlaklanın. "Tehallaku biahlaki nebiküm” Peygamberimizin (s.a.v) ahlakıyla ahlaklanın. Allah'ın düşmanlarının ahlakıyla ahlaklanmayın. İnsan tövbe ettiği zaman Cenâb-ı Allah tövbesini kabul ediyor. Günahlarını affediyor. Biz de inşallah tövbe edeceğiz. Ahiretimizi kazanmak için salih amellere ihtiyacımız var. Salih amel yaparken -her asırda olduğu gibi- namazsız niyazsız, bilinmeyen insanlara kulak vermeyin. Şah-ı Nakşibend'e (k.s), İmam Rabbanî’ye (k.s), Mevlanalara (k.s) kulak verin. Bunların dışındakilere kulak vermeyin. Diğerlerinin niyetleri güzel değil. 1400 yıldır Müslümanlığı bertaraf etmek için yeni stratejiler geliştiriliyor. "Ve len terdâ ankel yahûdu ve len nasârâ hattâ tettebia milletehum" (Bakara/120) “Ve sen onların dinine tâbi olmadıkça (uymadıkça) ne Yahudiler ve ne de Hristiyanlar senden asla razı olmazlar. Sizden senden kesinlikle ebediyen razı olmazlar. “tekik” kesinlik, muhakkak manasındadır. Bir de bazı yerlerde “tebit” ebedî manasını ifade ediyor. Yani hem tekik hem tebit. Yani kesinlikle ve bu kesinlik ebediyete kadardır. Peki ne olacak? Yahudi ve Nasraniler siz ve senden razı olmazlar. "Hattâ tettebia" yani size karşı sürekli bir küskünlük vardır ta ki milimi milimi siz onlara uyana kadar. Diyelim ki yüzde 60, yüzde 80 hatta yüzde 99 uydunuz her yönüyle. Ama yüzde 1 uymadıysanız sizden razı olmazlar. Bundan dolayı yol tutulacaksa Sâdât-ı Kirâm, evliya-i izamenin yolu tutulmalıdır.
Mademki fıtratımızda sevmek var, illa seveceksek Cenâb-ı Allah'ı seveceğiz. Allah'ın sevin dediği Hz. Peygamberi (s.a.v), Allah'ın sevin dediği evliya-ı izameyi seveceğiz. Allah illa ki bir yolun arkasındaysa işte biz de onların arkasından gideceğiz. İlla bir şeye hat safhada mecnun olacaksak, biz onlara mecnun olacağız. Sevdiğimiz şey bizi imtihana sürükleyen şey olmasın. Dünyayı sevmek imtihandır, nefsinizi sevmek imtihandır. Neden imtihandır? Çünkü nefs siz farkında olmadan sizden ebedi hayatınızı çalıyor. Bakın gözünü küçük şeylere vermez nefs. Şeytan sizden küçük bir şey çalmanın peşinde değildir. Sizden dünya malı almanın peşinde değildir. Şeytan ve nefs! Yani içimizdeki karanlık varlık, dürtü. Onun gayesi dünyanızı mahvetmek değildir. Dünya hayatınızı sizden çalmak, onu zehir zembereğe dönüştürmek değil. Onun derdi çok daha büyük. Bir çocuk gibi farkında değiliz esasen. Bizden sonsuz hayatı çalmak istiyor. "E lem a’had ileykum yâ benî âdem." (Yasin /60) Ey Âdem Havva'nın çocukları! Sizlere bildirdik, ahdettik -Allahu Teâlâ’nın öbür taraftaki hutbesi- " ...en lâ ta’budûş şeytâne." “Şeytanın arzu ve isteklerini yerine getirmek suretiyle şeytanın o ruh hâline gelmeyin. Yani şeytana ibadet etmeyin. Size bildirmedik mi? Dünyaya indiğiniz vakit nefsinizle sözleşmeyi yapıp nefsin emir ve isteklerine girmeyin. Bunu size bildirdik. Nefsinizin memnuniyeti, hoşnutluğu " Ve eni’budûnî" (Yasin /61) bana ibadet edin. Bunu size bildirdik.” " Ve lekad edalle minkum cibillen kesîran." (Yasin /62) “Muhakkak ki şeytan sizin baba ve annenizin cennetten kovulmasına sebep olan varlıktır ve Âdem ve Havva’nın çocuklarından nicelerini de saptırdı.” "...e fe lem tekûnû ta’kılûn" “Hâlâ siz aklınızı başınıza almayacak mısınız?”
Seyda-i Tağî (k.s) der ki: "İnsan her an nefsiyledir." Her an. Bazen hayırlı bir işte dahi nefsimizi hesaba çekeceğiz: Acaba ben burada nefsimle mi hareket ediyorum? Bu düşüncem nefsimden midir, vicdanımdan mıdır, kalbimden midir? Şeytanı biz bilemeyiz. Şeytan Cenâb-ı Allah'a ahdediyor: "Ben Âdem ve Âdem’in çocuklarının hepsini saptıracağım. Bana müddet ver ya Rabb! Âdem ve Adem'in çocuklarının sizin halifeniz olabilecek bir mahiyette olmadıklarını ispat edeceğim. Ben bunlara dört bir taraftan yaklaşacağım. Bazen sağ taraftan fısıldayacağım. Sağdan fısıldarken onlar sağın sesidir zannedecekler. Amellerini güzel görecekler, yaptıkları iş onların gözlerine güzel görünecek. Bazen soldan, bazen ön taraftan, bazen arkalarından fısıldayacağım. Dört bir taraflarını kuşatacağım." Şeytanın bir sıfatı da illüzyonist olmasıdır. Cenâb-ı Allah muhafaza etsin; hizmet, ibadet, taat, meşguliyet ile... İmam-ı Şafii (k.s.) der ki: "İnsanın eylemlerinin, fiiliyatının, hareketinin merkezi, başkenti, idare ve sevkin yapıldığı yer kalptir ve bu kalp bir an dahi boş kalmaz. Boşluğu kabul etmez.” Eğer kalbi, o merkezî sistemi hayırda çalıştırmazsanız, şeytan onu şerde, sürekli sizin aleyhinizde çalıştırır. Çünkü kalp boşluk kabul etmez. Sürekli çalışması lazım. Yani zaman dilimi ya sizin lehinize ya da aleyhinize dönüşür. O zaman kendinize meşguliyetlere bir bakmak lazım.
İmam-ı Rabbanî (k.s): "Allahu Teâlâ'nın dinini Allahu Teâlâ'nın kullarına ulaştırmaktan daha hayırlı bir ibadet yoktur." der. Bundan daha faziletli bir ibadet yok. Müslümanın çok fonksiyonlu olması gerek. Dünya mesleğini bıraksın denmiyor. Allah Resulü (s.a.v) ve ashabı ticaret de yaparlardı, tacirdiler. Tacir olmaları irşad etmelerine engel değildi. Aynı zamanda babaydı amcaydı vs. Ashab-ı Kirâm da öyleydi. Ama irşad etmelerine, ahiretten uzaklaşmalarına engel değildi. Bir insan âlim olur, doktor olur zahiri mesaisini oraya verebilir. Aynı zamanda insan, niyetini halis tutarak zahirî, dünyevî mesaiyi tasavvufi bir yola sevk etmek için evliya-i izamenin, Allah'ın makbul kullarının yaptıklarının bir benzerini yapma, geride bir eser bırakma düşüncesi ile dünyevi mesaisini harcarsa Allah bu dünyevi mesaiyi ahiret için bir ibadet mesaisine çevirir. Yani derdi, fikri, zikri Allah'ın dinini Allah'ın kullarına ulaştırmaktır. Hadis-i şerifte: "Habbibullahe ilâ ibâdihî yuhbibkumullah." buyrulur. Kişinin derdi şudur: Allahu Teâlâ'nın sevgisini Allah'ın kullarına ulaştırmak. "Habbibullahe ilâ ibâ..." Allah'a, Allah'ın kullarını sevdirin, gayret edin, çabalayın. Yani kulların, insanların kalplerine Allah'ın sevgisinin girmesi için gayret edin. Böyle yaparsanız size verilecek mükafat Allah'ın sevgisidir. Allah sizi sevecek. Ve siz onu hep yaparsanız Allah sizi sevecek. Eğer siz onu yaparsanız Resulü Ekrem (s.a.v) sizi sevecek. Siz gayret ediyorsunuz: “Allah Resûlü (s.a.v) en çok beni sevecek.” diye. Kimin böyle bir iddiası varsa, gayret olması lazım. Kâinat onun için yaratılıyor. İnsan çok önemlidir. Kuran insanlık için inmiş, peygamberler insanlık içindir. Kâinat ve bu kadar masraf var sadece bir gezegen de yoktur. Allah gezegenin içerisinde hadde hesaba gelmeyen masraflar yaratmıştır. O kadar büyük masraf, kâinat masrafı, cennet cehennem. Hayat başlı başına büyük bir nimet. Yaşamak. Bir de yaşamamak var. Bilemeyeceğim çok karanlık bir âlem orası. Varlık alemi olduğu gibi bir de yokluk âlemi vardır. Yokluk âleminden varlık âlemine intikal çok büyük bir nimettir. Ama sürekli bu çark işlemektedir. Biz farkında değiliz. Biz neyin arkasında dolaşıyoruz? Sağlık elden gidince ne kadar büyük bir nimet diyoruz ama sağlık nimetlerin en sonudur esasen. Yokluktan varlık âlemine gelinmiştir. Varlık âleminin içerisinde ise en üst sınıf insan olunmuştur. Hiçbir hayvana Allah'ın vermediği nimetler olan akıl ve kalp de verilmiştir. İnsana tahsis edilmiştir. Aklın muktedasıyla[1] hareket ederseniz sizi cehenneme götürür. Aklın muktedası ise şudur: “Ben her şeyi bilirim. Her şeyi kendi kendime yaparım.” “Bir üniversite olmadan ben kendi kendime doktor olurum, kendi kendimi ve başkasını da ameliyat yapabilirim.” demek akıl dışıdır. Basit bir diyeti dahi yapabilmek için bir doktora gitmek şarttır. Ahiret yolunda ilerlemek için bilgi marifet gerek. Oysa şeytan ve nefsi hesaba katmadan “Ben bilirim, yapabilirim.” demek aklın muktedasıdır. Elbette insan arıza verebilir. Elimizdeki bir cep telefonu bile arıza verdiğinde bazen tamiri çok zordur. İnsan arıza verdiğinde yani haramlara bulaşıp biraz ruh ve kalp bozulduğunda onun tedavisi bazen çok zordur; eğer Allah'ın indirdiği bir ilaç yoksa. İlaç evliya-ı izamedir.
Resulü Ekrem (s.a.v) Ashab-ı Kirâm ve evliya-ı izame diyor ki: “İnsanın kalbi toprak gibidir.” Kuru bir toprağın bir daha yeşermesi, hayata dönmesi için ilacı nedir? Allah onun ilacını gökteki su yapmıştır. "Aleyküm bi ulema" Hadistir: “Âlim-i Rabbanîlerin meclisinde hazır bulunmanız size elzemdir. Hayatın içinde en önemli meseleniz bu olsun. Onların sözlerini işitmeniz size farzdır.” Neden? Çünkü bir toprağın hayata dönmesinin ilacı nasıl ki su ise bozulan ruh ve kalplerin hatta ölmüş kalpleri hayata döndüren de evliya-ı izamenin manevi sohbetleridir. Onun için "Fes’elû ehlez zikri in kuntum lâ ta’lemûn" (Enbiya / 7) “Sual edin.” Kimden? “Bilenden değil zikir ehlinden sual edin. Zikir ehliyle haşır neşir olun.” " Yâ eyyuhellezîne âmenûttekûllâhe ve kûnû meas sâdikîn." (Tevbe /119”) Ey Allah'a inanan sizler! Takvanın dışına çıkmayıp muttakî bir hayat yaşıyorsanız bile "ve kûnû meas sâdikîn " sadakati ispat edin, sadık kullarla olun.
İnşaallah bol bol salih ameller işlersiniz. Ölümü de unutmamak lazım. Ölüm ne anlama gelir? Ölmek manasında algılamayın onu, demiyorum. Ölüm demek, paydos zili çalınıp “Haydi mektep çocukları, öğrenciler, talebeler! İmtihanınız bitti imtihanın sonuçları açıklanıyor. Kağıtları ellerinize verelim.” Bazı ellerine dosyaları, kitabı soldan verildiği zaman “Sen kaybettin, dersine çalışmadın, yerin cehennem.” Anlamına gelmektedir neuzubillah. Bazılarına ise kitabı sağdan verildiği zaman -ayet-i kerimede ifade edildiğine göre- “Sen dünya hayatı içerisindeyken uyandın, başardın. Gözün aydın, sonsuz hayatta cennet âlemine buyur.” anlamına gelmektedir. Ölüm bu demektir ve bu ansızın gelir. Nefs insana tul-i emel yani âdeta ölümsüzlük vaat eder. Bakın hiçbirimiz gerçek manada ölümü kendimize kondurmayız. Herkes ölebilir. Hatta kıyamet elli sene, yüz sene sonra kopar, denilirse herkes bir oh çeker. Sanki kıyamet bize iki üç sene sonra ölüm yok deriz, ne biliyoruz biz? Bilinçaltı nefs şeytan. Sanki 200 sene daha buradayız ve 200 senelik bir dünya meşguliyetindeyiz esasen. Hâlbuki insanın kıyameti zil çaldığı vakittir. Tasavvuf ile siz uyanmışsınız yanınızdaki insan uykuda olup güzel rüyaları görmekte ikazlara kulak vermemektedir. Bu insanın uyanmasına vesile olmak gerekir. Ancak o şekilde rüyanın içinde birdenbire uyanırız. Allahu Teâlâ, Resulü Ekrem’in (s.a.v) ümmetine mahsus büyük ve hususi haklar, kolaylıklar vermiştir. "El mer ümeamen ehabbeh." İnsan sevdiğiyle haşredilecek. Tarikatlar, tasavvuf çeşit çeşittir. Bunların her biri birer sistemdir esasen yoldur. Yoldan gaye insanı maksut ve gayesine ulaştırmaktır. Allah'a ön cephede ulaştırmak. İnsan, tercih yaparken en kısa yolu tercih etmesi makuldür. En güzel vasıtayla o yolda ilerlemek, en kısa ve en önemlisi de güvenlikli bir yol. İstanbul'a gidileceği zaman belki 3-4 farklı yol vardır. Amaç o yola takılmak da değildir. Amaç o yolda ilerlemektir. Yoldakilere, sağa sola takılmak da değildir. Amaç önümüze bakmakta esasen. Ve yol tercihi yapılırken en güvenlikli yol evliya-ı izamenin yoludur. Ahiret protokolü hangi yolu tercih etmiştir? Mesela Şah-ı Nakşibend (k.s.) hangi yolu tercih etti? İmam-ı Rabbanî (k.s) gibi bir zât hangi yolu tercih etti? Bir Mevlâna hangi yolu tercih etti? Seyda-i Tağî gibi bir zat hangi yolu tercih etti mesela? Bu tercih ettikleri yol en kısa yol bilelim. Çünkü güvenli olmayan yolu tercih etmezler onlar ve kendinden sonrakilere tavsiye etmezler. Bu yolların dışındaki bütün yollar uçurumlu bir yoldur. Geçmiş tarih buna şahit. Her zaman bunlara şahit. Tasavvufun dışındaki insana mal edilen yol tarihe bakın hep hüsrana dönüşmüş. Tarihimiz bunları incelemiş, şahittir. Allah muvaffakiyet versin.
Ve sallallahu aleyhi vesellem...
[1] Kendisine uyulan.
- tarihinde oluşturuldu.